2 Ağustos 2017 Çarşamba

2

Pyongyang: A Journey in North Korea



Selamlar! Bugün oldukça ünlü bir eser olan, Pyongyang: A Journey in North Korea (Pyongyang: Kuzey Kore'ye Bir Yolculuk) ile buradayım.

Öncelikle Guy Delisle’in ulaşabildiğim tüm eserlerini okudum (Hostage var sırada), yani işleri hakkında az buçuk da olsa yorum yapabileceğimi düşünüyorum.

Pyongyang için, Graphic Memoir diyen var, Graphic Nonfiction diyen var, bu tanımlamaları daha da geliştirenler var. Garphic Memoir ve Graphic Nonfiction yanlış olmasa da ben eseri daha genel tanımlayacağım.

Pyongyang: A Journey in North Korea, Guy Delisle'in Drawn and Quarterly'den çıkan, gezi ve anı nitelikleri taşıyan, siyah beyaz grafik romanı. Guy Delisle, bir animasyon işi için Kuzey Kore'ye yaptığı iki aylık seyahati anlatıyor.

Öncelikle kitap hakkında söyleyeceğim birkaç şey var, ondan sonra çizgi romana getirilen bir takım eleştiriler üzerinden söyleyeceklerimi topralayıp, yazıyı bitireceğim.

Yukarıda belirttiğim gibi, bu gezi özellikleri taşıyan ama anı yönü ağır basan ve kurgusal olmayan bir grafik roman.

Guy Delisle’in uçaktan inişiyle başlayan Kuzey Kore macerasına tanıklık ediyoruz. Uçaktan iner inmez gözlemlerini aktarmaya başlayan Guy Delisle’in macerası ilginç olmakla birlikte, sinir bozucu bir hale bürünüyor.

"Biraz ışık alabilmek için pencerenin yanına oturduk.
-Siktir! Korumalara söylemeyi unuttuk...
Kore'de üç aydan sonra, Sandrine belirli refleksler geliştirmiş. 
-Kim takar? Hemen yan taraftayız. 
Bu Richard'ın ikinci haftası."

Benim favori çizgi romanlarım arasında. İngilizce olarak iki kere, en son da Türkçe olarak bir kez okudum. Bloga yazmak için de şöyle bir tekrardan göz gezdirdim, ve “ben neden bloga yazmıyorum ki” diye düşündüm.

Aslında bunun cevabı basit, iyi eserler / yapımlar hakkında çiziktirmek daha zor oluyor, çünkü yazı övgüden ileri gitmiyor. “Şurası çok iyi, burası çok iyi”lerle boğulmuş bir girdiyi kişinin bloguna taşıması aslında daha zor oluyor. İşte tam da bu yüzden Guy Delisle’in herhangi bir eseri hakkında bir tanıtım yazısı yazmadım bugüne kadar. Ancak sanırım, Pyongyang için “şu kadar iyi” demekten daha fazlasını söyleyebileceğim şeyler var.

Öncelikle Guy Delisle’in anlatım tarzını oldukça seviyorum, genelde en başından itibaren kolaylıkla içine gireceğiniz bir anlatımı var ki, bunu kurgusal olmayan eserlerde yapmanın daha zor olduğunu düşünürsek, Guy Delisle burada tam puanı alıyor.

Tabii öykülemesinden ziyade, bakmamız gereken başka şeyler de var. Çünkü bu bir roman değil, bu blogda şu an bu yazıyı okuyorsanız ve şu an yazının üç yüzüncü kelimesini okuyacak kadar sabırlıysanız, çizgi romanı –hele hele grafik romanı- başlı başına bir “medium” olarak, bir sanat olarak ele aldığınızı varsayıyorum. Eh, Guy Delisle animatör de olduğu için sayfaları nasıl “akıtacağını” çok iyi biliyor. Az değil; 175 sayfalık, kurgu olmayan bir kitaptan bahsediyoruz; ve kitap tek oturuşta, hiç yormadan bitiyor.

İşte tam bu noktada Guy Delisle’in animatör kimliğinin, çizgi romanına ne kadar yakıştığını görüyoruz. Scott McColud’un “Understanding Comics” isimli eserini okuyanlar bilir, Scott McCloud daha ilk anlardan bir çizgi romanın nasıl daha okunabilir olabileceğini bize göstermişti. Guy Delisle de işte bunu çok iyi yapıyor. Çizgisini basit tutarak akıcılığın temposunu çok iyi sağlıyor. Tabii bu Pyongyang’daki mimarinin üstünkörü çizilmiş olduğunu düşündürmesin, Guy Delisle kendini betimlerken işini çok “temiz” ve sade tutuyor. Böylece çok öz olarak vermek istediği duyguyu veriyor.

"Lanet olsun, burada 40 vattan daha aydınlık tek bir ampul yok. Muhtemelen kör olacağım, ama sanırım Orwell buna değer"

Onun haricinde de binaları, anıtları vesaire olması gerektiği gibi aydınlatıyor, abartıya kaçmadan güzel bir tasvirle gösteriyor bize. Panellemesine girmemin gerek olacağını düşünmüyorum zaten (: Ay hadi tamam gireyim, çok deneysel değil ancak, Guy Delisle’den bahsediyoruz, panelleri nasıl kullanacağını bilmese sabahtan beri akıcılıktan bahsedebilir miydim? ^^

Guy Delisle’in gözlemlerini okumak çok keyifli. Özellikle bazı noktalarda çizgi romancı kimliğiyle öyle bir yaklaşıyor ki, benim en sevdiğim kısımlar buralar oldu pek tabii. Özellikle propaganda amacıyla yapılanları aktarmasını da sevdim Guy Delisle’in.

Anlayacağınız üzere, kitapta Guy Delisle’in bakış açısına çok kolay girdiğiniz gibi onun gibi hissetmek de çok uzun zaman almıyor. “Hımm ilginçmiş,” diye başladım çizgi romana, kitabı bitirirken Guy Delisle’in uçurmaya çalıştığı kağıt uçaklara “Hadi git be!” diyerek bitirdim.

Ha, bu arada, Guy Delisle’in siyah beyaz tarzının Pyongyang’e ayrıca yakıştığını söylemeden geçemeyeceğim. “Cuk” diye oturmuş Kuzey Kore’ye ^^


Her ikisi de daima Oğul Kim'i veya Baba Kim'i tasvir eden resmi rozetlerden birini takıyor. Portrelerden bir şey söyleyemezsiniz, ancak birbirlerinin resmini taşıdıklarını düşünmek çok cazip, animatörlerin sevdiği bir çeşit kısa devre oluşturuyor...  


Şimdi gelelim eleştiri kısmına. Aslında söyleyeceğim birkaç şeyi de bu vesileyle söylemiş olacağım; kitaba getirilen, birbiriyle bağlantılı, iki tane eleştiri var.

Birincisi: Kuzey Kore hakkında yeterince eleştiri yapmaması.

Şimdi öncelikle, George Orwell’ın kitapta kısım kısım bize hatırlatılması bize bu kitabının amacının eleştiri yapmak olduğunu göstermez. Tam aksine, bu kitap oldukça kişisel bir seyahat güncesi, mevzu bahis ülkenin Kuzey Kore olmasından kaynaklanan bir eleştirel durum yok değil, ancak Guy Delisle’in ilk amacı bu değil. Duruma göre düşündüklerini aktarıyor ancak dediğim gibi esas amacı bu değil.

İkincisi ise Kuzey Kore ile ilgili “yeni şeyler” söylememesi.

E, evet?!

Arkadaşlar, Dünya’nın en ama en izole ülkesinden bahsediyoruz, sizce içeri giren yabancı birinin yeni şeyler görmesi, yeni bilgiler edinmesi ne kadar olası? Zaten gördükleri ve görebilecekleri her şey planlı programlı, rehbersiz nefes alamıyorlar. (Ya da çöpün resmini bile çekemiyorlar:d) Haliyle kitap size Kuzey Kore’yle ilgili “aman aman” yeni şeyler söylemeyecek. (Ki kitabın bir yerinde de geçiyor, dışarıdayken burayla ilgili bilgi almak daha kolay diye.) Yani bu kitabı okuyacaksanız, talep ettiğiniz şey Guy Delisle’in gözlemleri olmalı, ikincil olarak diğer kısım geliyor açıkçası.


Yazının son kısmına geleyim artık. Guy Delisle’in yazıp çizdiği bu kurgusal olmayan grafik romanının okunması tarftarıyım. Çizgileriyle, akıcılığıyla, Guy Delisle’in bakış açılarıyla okunması gereken çizgi romanlardan.

-Buranın internete bağlantısı olmayan tek ülke olduğunun farkındasın değil mi?
-Oh hayır... Öyle söyleme!
-Bu doğru... 

Ayrıca;


Ülkeye George Orwell sokmak ne be adam? Çılgın mısın nesin yani?






2 yorum:

  1. Bunu duymuştum, senaryo dersi için miydi hatırlamıyorum ama bir şey yapıcam, ulaşabilirsem, okuyacam. :)

    YanıtlaSil

Yorumunuzu eksik etmeyin, her biri çok değerli^^