19 Mayıs 2017 Cuma

8

Dönem Filmleri 2 | The Illusionist

"Everything you have seen here has been an illusion."



Yine bir dönem filmi... Bahsettiğim bir önceki dönem filmini de buralardan bir yerlerden bulabilirsiniz. Seviyorum mereti ne yapayım yani? Yalnız bu sefer bahsini edeceğim -başlıktan da anladığınız üzere- The Illusionist çok çok tanıdık gelebilir, ay gelmesin lütfen! ^^

2006 yapımı olan film, aynı yıl çıkmış olan Prestige ile oldukça benzetilmekte. Ancak ben bunu Illusionist'e bir haksızlık olarak görüyorum. Illusionist de oldukça iyi bir film çünkü, "Amaaan Prestige gibi işte" yorumlarını görünce üzülüyorum. 



Konusunu bilmeyenler için bahsedeyim: Edward Norton'un boy gösterdiği filmimizde Eisenheim, oldukça aristokrat olan Sophia'ya aşık olur. Çocukluklarından beri aşık olsalar da tabii ki sosyal statü bu birleşmenin önüne geçer. Bunun üzerine Eisenheim ülkesinden gider ve yıllar sonra geri döner. Bu sırada Sophia, Avusturya - Macaristan prensi Leopold ile evlenmek üzeredir. Eisenheim'ın ülkeye dönüp oldukça zekice yaptığı illüzyon gösterileri ile hikâye gelişecektir. 

Oldukça spoiler vermemeye çalıştım çünkü film hakkında ne kadar az bilirseniz o kadar iyi. 


Film, Amerikalı yazar Steven Millhauser'ın -ki kendisi Pulitzer ödüllü bir yazar- "Eisenheim The Illusionist" isimli hikâyesinden uyarlama. Dolayısıyla sağlam bir temeli olduğunu söyleyebiliriz. Film, Akademi Ödülleri'nde, En İyi Sinematografi dalına aday gösterilmiş. Yani çekim açılarından, ışığından, kamerasında -sanki çok anlarmışım, eğitimini almışım gibi asdfghjk- bahsetmeme gerek yok. Çok çok güzel sahneler var. Kıyafetler de güzeldi, daha ne olsun! ^-^

Edward Norton'dan bahsetmeden geçemeyeceğim <3 Adam gerçekten havalı. Rolünü çok iyi oynamış, ne kadar güzel kotarmış. Sophia hanım kızımız da iyiydi. Ama işte karşısında Edward Norton olunca yanında sönük kalması işten bile değil, farz gibi bir şey hatta.

Filmin akışı çok güzel. Konusunu çok açmadım çünkü tam da plot twist  severlere yönelik. Ay işte şaşırtmalı sonu var yani. O yüzden dikkatli izlemenizi öneririm. Üstelik şaşırtma yapmaya çalışırken ben buradayım diye bağırmıyor, olaylar oldukça zekice bağlanıyor. Ancak şunu söylemeliyim ki, olayı önceden çözmek istiyorsanız çok da düz mantığınızdan ayrılmayın. Düz mantık çoğunlukla işe yarar.



Diğer bir nokta ise filmde bulunan bir takım göndermeler. Filmi yeni izlemedim; o yüzden şurada şu vardı, burada bu vardı diye net bir şey söyleyemeyeceğim ancak incile yapılan göndermeler vardı. Bununla birlikte filmin kendi içinde bir fantastikliği, bilim kurguya yönelik kısımları da mevcut.

Sonuç olarak, güzel sanat / görüntü yönetmenliği, iyi kurgu, iyi oyuncular ve iyi bir denkleme sahip film. Ancak söylemeliyim ki ben filme muhteşem beklentilerle başlamadım. "Aaa Edward Norton varmış, hıımm dönem filmiymiş aynı zamanda. E, izlenir ki bu" diyerek izlemiştim. Oldukça keyifli bir saat elli dakika geçirdim de. Bu kadar övdüm ettim ama siz de çok yüksek beklentiyle başlamayın ^^ 

Sona dikkat! 

2 Mayıs 2017 Salı

0

Real Purple


Tür: Drama, Josei, Hayattan Kesit, Romantik
Yazar: Park Soo Hee
Çizer: Park Soo Hee
Tarih: 2002
Durum: Tamamlandı
Volume Sayısı:

Konuya girmeden önce söyleyeyim: yukarıya Josei yazdım ama kesinlikle Josei değil; bildiğiniz Shoujo bu. Froumlarda filan Josei'ye almışlar diye ekledim. 

Amerikan ve Fransız çizgi romanlarına ara vermiştim geçenlerde. O dönem Manhwa okumaya verdim kendimi. Aslında tam olarak öyle sayılmaz; belki biliyorsunuzdur Goong’u çok sevdiğimden (hem diziyi hem manhwa’yı) Park Soo Hee’nin diğer eserlerini de okuyayım dedim.“Goong ne be?” diyenlere gelsin o zaman linkler;



Real Purple 2001’de yayımlanmış.Yani aslında So Hee unnie’nin (evet, aynen böyle yazdım çaktırmadan devam edelim, ehem) bir nevi kendini geliştirdiği kitap diyebiliriz, malum So Hee’nin en büyük başarısı Goong 2002’de yayımlanmaya başladı.

Konusundan da bahsedeyim de öyle devam edeyim yazıya: Hye-Won’un anne babası boşanmıştır. Kardeşi Joo Won babasında kalmış, Hye Won ise annesinde. Ancak Hye Won’un annesi başka bir adamla evlenmiştir ve Hye Won da “yeni ailesiyle” birlikte yaşamaya başlamıştır. Üvey babasının üç çocuğu vardır; ikisi kız, biri erkek. Min-Hyuk (kardeşlerin erkek olanı) Hye Won’la neredeyse yaşıttır. Tahmin edeceğiniz üzere üvey kardeşler Hye Won ve  Min-Hyuk birbirlerine aşık olacaktır.

Ay durun öyle sapıkça bir manhwa değil bu! Kaçışmayın hemen! (Hem daha geçenlerde arada kan bağı olmayan kardeşlerin aşkını anlatan bir dizi dönmüyor muydu Türk televizyonlarında)

Konuya burada açıklık getirip değinmek istediğim konulara gelmek istiyorum hemen: Manhwa’da cinsel içerikli hiçbir olay yok. Aslında kimilerimiz buna tam anlamıyla aşk da demeyecektir çünkü bu iki gencin olmayan iletişiminin başlamasını anlatıyor bir nevi; kendilerini birbirlerine aşık olarak atfetseler de iş arkadaşlık boyutunun azıcık ilerisinde kalıyor.



Goong’da olduğu gibi bir karakter derinliği yok çizgi romanda (Evet, çizgi roman) Zaten üç volümcük bir şey, hemen akıp gidiyor. Park So Hee de “ben anlatacağımı anlatıp gideyim” modunda yazmış & çizmiş olacak ki, olaylar hemencecik gelişip çözümleniyor. Spoiler vermek istemiyorum ancak oldukça klişe bir konu okuduğumuzu düşünürken (yeni ailede kabul edilmeyen anne & kız denkleminden bahsediyorum) bir anda “Aaaa bak sen” dedirtti bana. So Hee unnie iyi bir noktadan vurmuş, öyle ki ben “bu noktadan sonra trajediler, dramalar, çekişmeler, allah ne verdiyse gelir artık” dedim ama öyle olmadı, -okursanız anlarsınız- bahsettiğim mevzu hemencecik kapandı.

Karakter dernliği yok dedim ancak şundan bahsediyorum; yoğunlaşma baş karakterlerimiz üzerinde. Hye Won küçükken bir travma yaşamış, korkuları olan bir kız;  Min-Hyuk’da travmatik bir çocuk, önceden oldukça konuşkan olan çocuk artık gülmüyor bile. Biz de bu ikilinin sorunlarını bir noktada beraber çözmelerini görüyoruz.



Yukarıda belirtmeye çalıştım ancak burada açıkça söyleyeyim; karakterler Goong’daki gibi profesyonel değil ve bazen Goong’u da hatırlatıyor. Hikaye zaten Goong kadar iyi değil. Çizimler için de bu söylediklerim geçerli ancak yine de güzel bir manhwa Real Purple.

Temasını ise tam olarak şöyle açıklayabilirim: isminden yola çıkalım. Mor; bunalımın, ölümün, acının, kederin, yani melankolinin rengi olarak kullanılır. Oldukça kısa diye nitelendirdiğim bu manhwada hepsi var. Yani bir gençlik manhwası okurken bunlarla da karşılaşacağınızı şimdiden belirteyim.

(Paragraf içi not: Mor konusunda ciddiyim. Bunun psikolojik olarak epey açıklamaları mevcut; intihar edenlerin çok sevdiği bir renk olarak tanımlanır –nevrotiklerin kullandığı da oldukça yaygın bir bilgi. Kurgularda mor rengine ilgi gösteren veya bu renge yapılan bir gönderme ile o karakterin depresif kişiliğine / mental veya ruhsal sıkıntılarına bir atıf yapmak da epey kullanılan bir şey. Bunun yanında sadece depresyonu simgelemek için değil "Yaratıcı Zeka"yı da sembolize etmek için kullanılıyor mor. Joker'i, Batman'i morlar içinde görmemiz tesadüf müdür? Noope! Ya da belki de öyledir, bilemedim şimdi :/)

(Tanıdık geldi mi? Bence de ^^)

Bir de eleştirecek olursam, bazı yerler epey kopuk. Neden bilmiyorum ancak, olaylar zaten az, ilerlenen tema tek bir tane bunda da kopukluk olsun beklemiyor insan. Hele bir chapter vardı ki konuyla tamamen bağımsızdı. Ancak dediğim gibi So Hee’nin ilk yayımlanmış çizgi romanı olduğunu unutmuyorum bu noktada.

Toparlayacak olursam artık; fena bir iş değil Real Purple. Gençlik teması üzerinden ilerleyen, birbirlerinin hayatına etki eden iki gencin hikayesi güzel verilmiş. Kendisi bir çırpıda okuduğum bir manhwa oldu.


Ayrıca evet, Park So Hee’nin diğer işlerini de yazacağım umarım.