26 Ekim 2016 Çarşamba

4

Bu Bir Mim Yazısıdır

Aslında bir değil iki adet mim yazacağım. Bari ikisini bir postta yayımlayayım dedim. Çıtır blogger Ayşe Yıldırım mimlemiş beni sağ olsun ^^ Çıtır dediğime bakmayın gayet güzel içerikleri var. Öyleyse mimlere geçeyim hemen ^^


Blog yazmaya nasıl başladın?
İlgilendiğim şeyler hakkında çene çalmak istiyordum ve bunların bir yerde kayıtlı olması fikri de hoşuma gidiyordu. Abim de gazı verince açtım. Belki de abim o kadar ısrar etmeseydi açmazdım. Aman neyse, öyle böyle bugüne gelmiş olduk ^^

Bloguna daha önce yazmadığın bir tarzda yazacak olsan bu ne olurdu?
Şimdi benim blogu bir düşündüm de... Bence buraya uğrayan "Bu kızın kafası karışık" der zaten. Ben içerik açısından kendimi kısıtlamıyorum yani, bugün çizgi roman hakkında yazarım yarın bambaşka bir şey, belli olmaz. Ama illa da örnek verecek olursam aşk temalı olmayan bir hikaye yayınlamak olabilirdi.

Bloglarda en çok okumayı sevdiğin konular nedir?
Dizi, film, çizgi roman incelemesiiiğğğ ^^ Çok şaşırttı değil mi? Bence de asdfghjk Aslında ben her şey hakkında okuyorum ya :/

Hayatta en çok yapmak istediğin şey nedir? 
Avukat olmak. Artık olabilir miyim hayat? Lütfen bak kırıyorsun beni. Biraz daha ütopik olursam Vassar College'da bir dönem eğitim alabilmek. Aslında tam sorunun karşılığı olmadı ama... Öyle işte. Yalnız ne düz insanım, millet Everest'e tırmanmak falan der. Bense "Vassar College'da iğitim ilibilmik" Neyse, hayalimle mutluyum ben ^^ 

Vassar College, 1961
Geçelim bir diğer mime. Bu favoriler ile ilgili ^.^

Bu yaz okuduğun en güzel kitap? 
Sanırım, çok fazla çizgi roman okuduğumdan, kitap okurken artık pek kurgu okumuyorum. Bu yüzden bu soruya Görme Biçimleri - John Berger diyeceğim. (Bonus: Popüler Kültürü Anlamak - John Fiske. Tek bir tane ile sınırlı kalabileceğimi düşünmediniz herhalde ^.^)



Bu yaz okuduğun sana hayal kırıklığı yaratan kitap?
Çok üzülerek söylüyorum ki: Baba. Kitap kesinlikle kötü değil. Ama işte beklentiler...



Bu yaz izlediğin en güzel 3 film? 
The Dressmaker, Macbeth, The Help

Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı?
Benim için yeni bir şarkı değil ancak Rainbow - Temple of the King'i sürekli dinledim. Yazarken, çizerken, yürürken, gülerken, kısacası hep bu şarkıyı dinledim yaz boyunca. 

Bu yazıyı bir kelime ile tarif et...
Yaz benim için çok da güzel geçmedi. Hatta geçirdiğim en çetin yazlardan biriydi. Onun için kesinlikle: Stres.

Mimleyelim öyleyse! Yazmak isterse canım blogger dostum MyDestiny'yi davet ediyorum.Yazmak istemezse kesinlikle müessesemizde ısrar yoktur, asla kırılmaca gücenmece olmaz. Öyleyse kendinize iyi bakın ^^







22 Ekim 2016 Cumartesi

2

Detective Comics #942


Yayınlandığı Tarih: 12.10.2016
İçerdiği Sayı: Detective Comics #942
Hikaye: Night  of The Monster Men: Part Six
Yazar: James T Tynion IV, Steve Orlando
Çizer: Andrew T MacDonald
Yayıncı: DC Comics

Eveet, gecikmiş bir sayı ile buradayım. Night of The Monster Men bu sayı ile son buldu. Event için bir genel bakış yazısı yazmak istesem de, daha söyleyecek bir şeyim kaldı mı diye düşünüp bundan vazgeçtim. Onun için sayının en son kısmında genel olarak bir yorum kısmı ayıracağım, okumak isteyenleri direkt oraya alalım. Bu arada önceki sayıda (Bkz: Nightwing #6) canavarların düştüğünü zannediyorduk. Ancak Alfred bize bu hücrelerin organik gibi davrandığını ancak öyle olmadığını, programlanabilir olduğunu ve açık hava ile bir şeyler olduğunu hatırlatmıştı. Batman ise Hugo Strange ile yüzleşmeye gitmişti. 


Spoiler Bölgesi

Anlayacağınız üzere son bir büyük canavarımız oluşuyor. Batman Hugo Strange ile yüzleşmeye gittiği için de bu canavarı bizim Yarasa Ailesi'ne bırakıyor. Wayne Watchtower'lar aktif hale geliyor. Bu sırada Batman Anders Tower'a, Hugo Strange'in yanına varıyor. Böylece Hugo Strange'i görüyoruz. Batman'i daha doğrusu Batman'in beynini en ince ayrıntısına kadar araştırmış; Batman kostümüyle kitaplardan oluşan tahtında oturuyor. Tabii o kostümün ufak bir sırrı var: ufak bir darbe de bile Hugo Strange'i öldürecek yapıya sahip. Batman ile Hugo Strange konuşmaya başlıyor ancak biz canavarımıza geri dönüyoruz. Nightwing, önceki dört canavarın başka bir beşinciyi oluşturduğunu düşünüyor. Biraz daha spesifik olursak, Batman'i oluşturan dört öğenin - keder, manipülasyon, çocukluk, korku- başka bir şeyi ifade ettiğini fark ediyor: Ego. Bu sırada Wayne Watchtower'ları bir anlığına bu en büyük canavarımızı etkisiz hale getiriyor ve Nightwing atağını yapıyor. Jack Sparrow gibi canavarın ağzından içeri giriyor. Orada bir şeyin -bir çocuğun- olduğunu öğreniyoruz.

Bu sırada Hugo Strange ve Batman'e dönüyoruz. Hugo Strange, şehrin Batman'e ihtiyaç duyduğunu ancak bu kişinin kendisi olması gerektiğini söylemişti. Kendi beynini test etmiş, bu çılgın şekilde aklı başında olan tek insan oymuş. Bu sırada Hugo Strange'in terlemeye başladığını fark ediyoruz, öksürmeye de başlıyor. Yine canavara dönüyoruz, Nightwing'in stabil durumda olduğunu ancak bir şeyin Monster Venom'u etkisiz bıraktığını öğreniyoruz. Derken bizimkilere geri dönüyoruz ve Clayface'in Anders Tower'ı binayı dıştan sarmış halde görüyoruz. En sonunda Hugo Strange oksijensizlikten bilincini yitiriyor. Nightwing de canavarı alt ediyor. Daha sonra Justice League üyeleri Gotham'ı eski haline getirmek için çalışmalara başlıyor. Daha sonra Kate ve Dick'in canavarlaştırılan dört kişinin mezarının başındaki konuşmaya şahit oluyoruz: Venom'um Bane'den geldiğini söylüyor. Yani Santa Prisca'ya yolculuk başlıyor. (Başladı hatta: Batman #9)


Görüş Kısmı

Sayıyı yazmak için şöyle yeniden bir göz atayım dedim, bir baktım yeniden okuyorum. Şunu direkt söyleyebilirim ki, sayı NoTMM'in en iyi sayısı.

Öncelikle bu zamana kadar genel olarak aksiyon verilmişti ama son sayıda bunu öyle güzel dengelemişler ki, okurken yerimde duramadım. Özellikle geçişler çok çok iyiydi. Bir Nightwing'e -yani canavara- bir Batman ve Hugo Strange'e geçerek tekdüzelikten kaçmışlar, iyi de yapmışlar.

Bu dört canavarın özelliklerinin toplamda Batman'i temsil etmesini sevdiğimi söylemiştim. Bu durum bu sayıda aşmış. Hugo Strange'in kafasındaki Batman dört özellikten meydana geliyordu: Keder, manipülasyon, çocukluk, korku. Ancak bu dört durum başka bir şey ediyor: Evet, hem yeni bir canavar hem de Batman'in Ego'sunu sembolize ediyor. Tabii bahsedilen "Benlik"i simgeliyor, narsisizmi değil. Bu konudan uzaklaşarak biraz Hugo Strange gelmek istiyorum.

Hugo Strange'le olan her kare mü-kem-mel-di! O yazılan diyaloglar, o kendinden eminliği, ne yaptınız ya siz?! Bu zamana kadar "Hugo Strange nerede?" diye -ehem- yırtındım durdum, meğer böyle epik bir şey için saklıyorlarmış. Çizgi romanın doğası bu, anlatmadığı şeyi gösterir: Hugo Strange'in Batman takıntısını o kadar iyi tasvir etmişler ki, ba-yıl-dım! Zaten sayıyı sevmeme şu yukarıdaki görsel bile yetti, kitaplardan oluşan tahtında oturan bir Hugo Strange: Batman'in kostümüne uymadığını bunu yapabilecek insanın kendisin olduğuna inanan bir dahi. Hugo Strange'in çok zeki olduğunu tartışmaya gerek yok, ancak bana kalırsa burada ufak bir gönderme var. Şimdi tahtını oluşturan kitaplar psikoloji kitapları da olsa; "Bilgi güçtür" mottosunu yansıttığı çok açık. Bu kısım özellikle "Batman zengin çocuğun tekidir, aletleri olmasa hiçbir şey yapamaz" diyen hater arkadaşlara gelsin, Batman'in asıl gücünün bilgi olduğu burada mükemmel verilmiş. (Oh bugün de fangirllük yaptım.)

Bir diğer nokta ise, önceki sayılardan birinde söylemiştim ama yine söyleyeyim: Batman'e bakış açısı. Yani Hugo Strange, Batman'in hatalarının olmaması gerektiğini söylerken, Batman'in hatalarından kaçmamasının -hatta onları kucaklaması- yine onu Batman yapan yegane şeylerden biri olduğunu görüyoruz. Bilmiyorum, ben mi çok derine bakıyorum; ama Batman'in felsefesini anlamak için bu kadar ayrıntılı bakmayı seviyorum.

En nihayetinde bu bir crossover; diğer karakterlere de bakmak gerek. Batman, Batwoman'ın neden gerekli olduğunu işte tam da bu sayıda gösterdi bize. Nightwing ise yapacağını yaptı zaten. Beşinci şeyin Batman'in benliği olduğunu bunun da çocukluktan geldiğini bulması harikaydı. Clayface ise mükemmeldi! Bu kısımda da yine Batman'in her daim hazırlıklı olduğunu görüyoruz. Finalde Justice League'i görmek ise, açıkçası çok da tatmin etmedi. Yani bu kadar olay olup bitmiş; şimdi göstermenin mantığı ne. Bu kadar hayranlara çalışmasalar da olur, çünkü mantıksızlık yaratıyor. Sevmediğim bir diğer nokta ise Wayne Watchtower'ları. Orphan ve Spoiler'ın işaretlerini burada görmüş olduk, tamam, ama sanki biraz havada kaldı. Aman, o kadar kusur kadı kızında da olur.

Ne konuştum, ne konuştuuum, toparlayıp gidiyorum artık: Hugo Strange'i ile, göndermeleriyle, aksiyon ve kurgunun güzel dengesiyle benim çok beğendiğim bir sayı oldu. Umarım Hugo Strange'i tekrar görürüz. Umarım.

Puan: 9/10


Genel Bakış

Night of The Monster Men, Rebirth döneminin ilk crossoverı idi. Yani iyi olmak zorundaydı. Bundan dolayı, Hugo Strange gibi eski bir kötüyü revize etmek hem çok mantıklı, hem de aslında risksiz bir hareketti. Sonuçta klasik bir Batman kötüsü ve ilgi çekici hale getirmek çok zor da değil. Ama iyi oldu tabii.

Seri genel olarak aksiyon verdi bize. Her sayıda çok iyi bir nokta bulunuyordu ancak biz tadını çıkartamadan son buluyordu. Neyse ki final sayısının muhteşemliğiyle doya doya istediğimizi aldık. Kısım kısım gereksiz ayrıntılara girilse de genel olarak temposu iyi bir seriydi. Hem yağmurlu ve tahrip olan bir Gotham'ı görmeyi kim sevmez?

Yağmurlu ve Gotham demişken, aslında Batman'i biraz daha loş biraz daha esrarengiz görmeyi isterdim. Çünkü konusu itibariyle eski Batman serilerini andıran bir yapısı var. Ancak burada o kadar da esrarlı bir bir Batman yok maalesef.  Yine konusu itibariyle çok saçmalayabilecek bir potansiyele sahipken iyi kotarıldığını düşünüyorum. Eski bir konu, eski bir kötü, yeni bir işleniş ve yeni materyaller denklemini sevdim ben. Sahi burada yeni Batman teknolojisi bile gördük. 

Ama işte bu gibi noktalardan dolayı sevmeyeni de çok, yani hem aksiyona sahip olması hem de yeni şeylerin açığa çıkması  ve"canavar" gibi bir konunun ele alınmasından dolayı aptalca bulanlar da var. Dediğim gibi ben genel olarak sevdim. DC ilk handikabını iyi atlattı bence. 

Bu arada Hugo Strange Batman kostümünü ilk kez giymiyor. Başka ne zaman, nerede giymiş derseniz şunlara göz atmanızı öneririm:

  • Batman: Prey (Batman: Legends of the Dark Knight #11-15) | 1990
  • Batman #356 (The Double Life of Hugo Strange) | 1983
  • Batman: Strange Apparitions (Detective Comics #472 - I Am the Batman!) | 1977

*Yazı Çizgi Kafe'de yayımlanmış / yayımlanacak olup, o formatla yazılmıştır.*

13 Ekim 2016 Perşembe

2

Nightwing #6


Yayınlandığı Tarih: 05.10.2016
İçerdiği Sayı: Nightwing #6
Hikaye: Night of The Monster Men: Part Five
Yazar: Tim Seeley, Steve Orlando
Yayıncı: DC Comics

*Yazı Çizgi Kafe'de yayımlanacaktır.*

Night of The Monster Men'de sondan bir önceki bölümdeyiz. Seriyi beğenen olduğu kadar beğenmeyen de çok. Genel olarak baktığımda ben seven taraftayım. Özellikle bir önceki sayıdaki versuslar (Bkz: Batman #8) çok iyiydi. Hikayenin gelişim gösterdiği asıl sayı bu oldu. Villain'imiz Hugo Strange'i ise neredeyse hiç görememiştik. Neyse, hemen spoiler kısmına geçiyorum. 


Spoiler

Nightwing hala canavar ve Batwoman onunla uğraşmaya devam ediyor. Neyse ki, çok geçmeden Gotham Girl'ün de yardımı ile normale dönüyor. Önceki sayıda insanları etkileyen maddenin onlardan ayrılıp yeni bir canavar oluşturduğunu söylemiştim. Nightwing düzelir düzelmez bu arkadaş kendini gösteriyor. Üstelik elinde şehrin trenini taşıyarak. Gotham Girl, Nightwing ve Spoiler'ı bu trenden kurtarıyor ve bu ikisini Wayne Tower'a bırakıyor. Nightwing ve Spoiler burada ufak bir araştırma yapıyor ve Dick, canavarların Strange'in hastaları olduğu bilgisine ulaşıyor. Bu canavarların anası mı desem, babası mı desem, bu arkadaş Dick'in, Strange'in peşinde olduğunu biliyor. Bir çeşit zekası var. Bundan dolayı Nightwing ve Spoiler'ın peşine düşüyor ve Wayne Tower'a tırmanmaya başlıyor. Bu ikisini tam yakalayacakken Wayne Watchtower aktif hale geliyor. Canavar etkisiz bırakılıyor. Mağarada olan Alfred ise düşen canavarların hücrelerinin organik olmadığını sadece öyle gözüktüğünü, programlanabilir olduğunu ve açık hava ile çeşitli olayların olduğunu hatırlatıyor. Yani canavarlardan kurtulduğumuzu zannederken tam tersi olduğunu görüyoruz. Nightwing araştırması sonucu ulaştığı bilgilerle bu dört canavarın Batman'i temsil ettiğini aktarıyor ve Batman Strange'in yanına gitme kararı alıyor. Sayı da böylece son buluyor. 


Görüş

Tam "olmamış bu sayı yea" diyecekken bir nokta geliyor ve kalbimi çalıyor. Son ana kadar aslında çok da hoşlanmadığım bir sayı oldu. Neyse parça parça gideyim.

Şimdi öncelikle kurgunun en çok ilerlediği sayı buydu. Batman #8 ile aynı gün yayımlandığından bunun böyle olacağını biliyordum ve sayıyı okumadan önce kafamızdaki soru işaretlerinin epey silineceğini zannediyordum. Benim açımdan pek öyle olmadı. Ben "Neden" sorusunun cevabını almak istiyordum artık. Neden Hugo Strange böyle bir işe girişmiş? Neden psikopata bağlamış? Neden ölü bir projeyi diriltmiş? Bu soruların cevabını alamadığımız gibi "Nasıl" sorusuna da cevap bulamıyoruz. Wayne Watchtower nasıl ana canavarı etkisiz hale getirdi? Bu hücreler nasıl yenileniyor? Yine -neden- yenileniyor? Sonuçta Hugo Strange'in amacı Batman ile yüz yüze kapışmak değil mi? Amacına ulaşıyor zaten devamına gerek var mı? Batman bu canavarların kendisini temsil ettiğini nasıl çözmez ve bu iş Nightwing'e kalır?

Heh, işte bu noktayı sevdim ben aslında. Çok klişe ama dört canavarın Batman'e bir gönderme olmasına ba-yıl-dım! Zaten hayranların bu zamana kadar sürekli Batman kötülerinin Batman'in karanlık taraftaki profilleri olabileceği ya da en kötü ihtimalle Batman'in bir yönünden izler taşıdığını tartışıp durmuyor mu? Bu yönden evet, hoşuma gitti. Hugo Strange'in de aslında iyi bir doktor olduğunu görmüş olduk. "Çocukluk, keder, korku, manipülatör" adamın kafasındaki Batman aslında çok sıradan, çok düz ^^ Ona olan takıntısı da bu yönle aktarılmış gibi, sevmez miyiz?! 

Bunun haricinde, Gotham Girl'ün girdiği tripler neydi öyle ya? Yok "Nightwing benim yüzümden bu halde yapamam" yok "Ya güçlerim fazla gelirse" tripleri. Karakterlerin ön plana çıkarılıp çıkarılıp sonra bir anda böyle geri çekilmesini sevmiyorum ben. Spoiler ise çok kısa zamanda güzel iş çıkarttı. Ya o değil de Nightwing'in canavar halini yine, BTAS'ın "On Leather Wings" bölümündeki dev yarasaya benzettim. Yani ya ben BTAS ile kafayı bozdum ya da amaç buydu. Benim BTAS ile kafayı bozmuş olmam büyük ihtimal tabii. 

Matt Wagner'in yazdığı Batman and the Monster Men'de, Hugo Strange canavarlarını Arkham Asylum'daki hastalardan yaratıyordu. Burada ise kendi hastalarından yola çıkması şık bir tesadüf olmuş. Ya da tesadüf mü olmuş? 

Son kısımdaki cliffhanger ise, benim için oldukça merak uyandırıcı. Hugo Strange neden Batman kostümü giymiş? Bu kadar bilgiyi nasıl toplamış? Tüm bunları Detective Comics #942'de öğreneceğiz. 

Puan: 7.5 /10


0

Varılacak Nokta

Dilara, sabah kalktığında hâlâ migren atağının etkisindeydi. Uyanır uyanmaz mide bulantısıyla tuvalete koştu. Yorgundu ve bunalmıştı. Sanki beyninin içinde bir takım canlılar dolaşıyordu. Yüzünü yıkadı ve aynaya baktı. Yine bulanık görüyordu. Daha sonra çay suyu koydu ve bir sigara yaktı. Günlerdir göğüs ağrısı çekse de sigara o an için iyi gelmişti.

Perdeyi çekti sigarasını ağzında tutarak. Camı ardına kadar açtı ve Güneş hala tepede olduğu için canı sıkıldı. Işık hassasiyeti onu zorlamıştı. Ancak aldırmadı ve sigara paketini yanına alarak pencere önüne dikildi. Sokağı izlemeye başladı. Aslında izlemiyordu sadece görüyordu. Dün geceyi düşündü. Rüyalarını gerçek sanmıştı. Migrenin etkisi miydi? Onu görmüştü rüyasında. Yine. Bundan sonra hep onu göreceğini düşündü ve ürperdi. Hayatta tek bir kişiye bağlı kalamam diye iç geçirdi. Ancak içten içe bunun böyle olacağına kanaat getirmişti.  Bunları düşünürken su kaynamıştı. Önce kahve mi içsem diye düşündü. Daha sonra, her zamanki gibi, çay içmeye karar verdi ve çayı demledi.

Sanki dünyanın yükünü taşıyormuşçasına odasına yürüdü. Baş ağrısı tutmadan önce ne çalıştığına bakacaktı. Masasının üstüne baktı ve gördüğü manzara sanki hayatını özetliyordu. Her şeyden bir parça vardı ama hiçbir şey tam değildi. Dağınık ve gereksiz çok şey vardı. Bu da Dilara’nın tanımlayıcı özelliklerinden biriydi, her şeyle gereksiz duygusal bağ kurmakta çok iyiydi. Notlarına göz attı. “Belirli bir noktadan sonra dönüş yoktur. Bu noktaya da erişmek gerekir.” Bu alıntıyı neden yaptığına anlam veremedi. Belki de çok sevdiği yazarından bir esinti istemişti yazısında.

Kitaplığına baktı, hazırlayacağı içerikle ilgili okuması gereken kitapları ayırdı. Derken yıllardır kitaplığında sakladığı ama tekrar okumaya cesaret edemediği kitabını görmüştü. Fahrenheit 451. Açtı ve içindeki Oscar Wilde’dan olan notu gördü. Göz yaşları süzülürken son aldığı not aklına geldi. “Belirli bir noktadan sonra dönüş yoktur. Bu noktaya da erişmek gerekir.” Beyni adeta zonklarken tokat gibi çarptı bu sözler suratına. Nereye kadar onun yasını tutacaktı? Üstelik o kişi, Dilara hiç olmamış gibi yaşamına devam ederken… Üstünü giyindi. Baş ağrısını saymazsa, iyi sayılırdı. Bir anda bir enerji gelmişti. Kırmızı, bez ayakkabılarını giydi ve çıktı dışarıya. Demin lanet ettiği Güneş onu bir anda ısıtıvermişti ve buna memnun oldu. Sigara almaya doğru markete yürümeye başladı ve uzun zaman üzerine ilk defa, evden çıkarken “Ne olur, bu yaşadığım son gün olsun.” diye dua etmedi. Mutlu olmak önemli değildi ancak bundan sonra mutsuzluğa saplanıp kalmayacaktı. Yürürken kafa radyosunda ‘Tears of Sahara’ çalıyordu.

Yürümeye devam etti. Düşündü. Son kez o kişiyi düşünme hakkını kendinde buldu. Ne yapıyordu acaba? Halinden memnun muydu? Hala insanlara karşı kibar mıydı? Acaba ona hediye ettiği kitabı okumuş muydu? Kadere olan inancı hala aynı mıydı? Hala iyi insan olabilmenin imkansızlığını savunuyor muydu? Yerini dolduran biri olmuş muydu? Eğer olduysa, bu kişi ona Sartre sevdirmiş miydi? Halbuki ne çok hayal kurmuştu! Ancak nasıl böyle oldu bilmiyordu. Asıl bu belirsizlikti Dilara’yı bu kadar berbat hâle getiren. Neyi yanlış yapmıştı? Sebebi neydi? Elinden gelse bunu şu an bile öğrenmek isterdi. Gerçi artık ne önemi vardı ki?  Sigarasını aldı ve parka doğru yönünü değiştirdi. Kocaman bir ağacın altındaki banka oturdu. “Yanlış bir şey yapmadım.” dedi kendi kendine. Hayır kesinlikle bir hatası yoktu.

Belki” dedi “Onun için yeterince güzel değildim belki. Ancak yanlış bir şey yapmadım.” O anda bunun da saçma olduğunu düşündü. Her daim güzelliğine iltifat eden de oydu. Bu anlamsızlıklar içinde kayboldu. Sanki bir gün hayat onları tekrar bir noktada birleştirecekti. Sanki tesadüfler silsilesi, istediğini almak isteyen bir çocuk gibi yakalarına yapışacaktı ve yüz yüze getirecekti. Tıpkı daha önce yaptığı gibi. Ancak Dilara bu sabah aldığı kararla artık bunun için yaşamayacaktı. Hayır. Hatta mümkünse olmasın diye geçirdi içinden.

Fırsat varken gökyüzüne bakmalı diye düşündü. Kafasını yukarı kaldırdığı an bunu neden yapmaması gerektiğini hatırladı. Birden çayı ocakta unuttuğunu fark etti. Koşar adımlarla eve doğru gitmeye başladı. Geçerken fırından kahvaltılık, kitapçıdan okuyacağı dergileri aldı. En azından bugün başka bir gün olmalıydı. Kahvaltısını yaptıktan sonra odasını bir güzel topladı. Açtı kitaplarını, yazacağı yazı için tarama yapmaya başladı. Daha öğrenecek çok şey vardı, ne ölümü! İşte o anda varılacak noktaya gelmişti, dönüş yoktu. 
22.04.16

8 Ekim 2016 Cumartesi

6

Batman #8



Yayınlandığı Tarih: 5.10.2016
İçerdiği Sayı: Batman #8
Hikaye: Night of the Monster Men: Part Four
Yazar: Tom King, Steve Orlando
Çizer: Riley Rossmo
Yayıncı: DC Comics

*Yazı Çizgi Kafe'de yayımlanacaktır.*

Şikayetim yok ama sanki Night of the Monster Men çok uzun sürmüş gibi hissettim. Yani henüz beş sayı çıkmamış da onuncu sayıyı okumuşum gibi hissediyorum. Tabii bunun sebepleri tartışılır. Biz dördüncü sayıya bakacağız. Yalnız sanıyorum ki uzun bir yazı olacak, şimdiden gardınızı alın. ^^ Bu arada önceki sayı: Detective Comics #941


Spoiler

Batman beş kafalı canavarla mücadele etmekte. Bu sırada Spoiler ve Orphan Alexander State Park'taki mağaraları ısıtmaya devam ediyor. Canavara dönüşen Nightwing ve Gotham Girl şehre iniyor. Duke mağarada yayılan bu maddenin -steroidin- Venom ile benzerliklerinin olduğunu çözüyor. Batman, Hugo Strange'in Venom karşılığında Psycho-Pirate'ı takas ettiğini hatırlıyor ve mağara ile bağlantı kopuyor. Bu sırada Batwoman Batman'i kurtarıyor. Gotham Girl ve Nightwing'in piyasaya çıkması da çok uzun sürmüyor zaten. Batman beş başlı canavarı hallettikten sonra Gotham Girl'e sıra geliyor. Clayface ile birleşerek bir süre savaşıyorlar. Daha sonra Duke, kür ile geliyor ve Gotham Girl'ün normale dönmesini sağlıyor. Alexander Olsen State Park'ta ise Cassandra ve Spoiler iyi iş çıkartıyor, madde insanlardan ayrılıyor ve insanlar normale dönüyor. Ancak bunun tuhaf bir mekanizması olduğunu söylemiştim, birleşip ayrı bir canavar oluşuyor. Nightwing'i oyalamaya çalışan Batwoman zor bir duruma düşüyor ve sayı da böylece son buluyor. 


Görüş

Sayı çok ilginç bir sayı. Nightwing #5'i sevsem de, Detective Comics #941 için kötü bir yorum yapmamış dahi olsam, yine ne varsa Batman serisinde var sanırım. Ancak en baştan söylemeliyim ki bu sayıyla aşk / nefret ilişkisi geliştirmeniz kuvvetle muhtemel. (Ne duygusal yaklaştım olaya yalnız)

Şimdi bu sayıyı kim sever, neden sever? "Aksiyon olsun daha da bir şey olmasına gerek yok"  diyorsanız tam size göre. Çünkü gerçekten göz alıcı kısımlar var. Hatta mücadeleleri sayacak olursam: Batman vs. Beş Kafalı Canavar, Clayface ve Batman vs canavar Gotham Girl, Batwoman vs. canavar Nighwing. 

Önceki sayının aksine bu bölümde Batman'i ve Batwoman'ı yeterince gördük. Hatta Batman'i hiç beklemediğimiz bir şekilde gördük: Clayface ile birleşmesi m-ü-t-h-i-ş-t-i! Bununla birlikte önceki sayıda Nightwing ve Gotham Girl'ün canavara dönüşmesi aklımda biraz soru işareti bırakmıştı. Neyse ki kurgu pek de bu ikisine bağlanmayıp aksiyon nüansı olarak kalmış. (Ve evet Nightwing #6'yı da okudum, onun yazısı sonra gelecek)

E, hep aksiyon vardı da başka bir şey yok muydu? Aslında bakarsanız hikayenin gelişimi açısından pek de yoktu. Venom ve Bane'in hatırlatılması iyi olmuş, onun dışında ekstra pek bir şey göremedik. Sayıyı sevmezseniz büyük ihtimalle bu yüzden sevmeyeceksiniz. Ben sevdim çünkü çok da bir cliffhanger beklentim yoktu. Sonuçta aynı gün Nightwing #6 yayımlandı. Hani müthiş merak uyandırsalar da pek bir şey değişmeyecekti. Bu yüzden biraz daha "hayranlara" oynamak mantıklı bir hareketti. Yazarlara buradan tebriklerimi yollamak isterdim ama üzgünüm, size laflar hazırladığım bölüme geliyorum.

Bu sayıda Duke beni üzdü. Duke'a karşı ne sempatim ne antipatim vardır: tarafsızım epey. Ama bildiğiniz okurken sinir etti beni burada.  Batman beş kafalı canavarla mücadele ederken -henüz elinde kür yoktu onu da ekleyeyim- Batman'e "O şey bina boyutunda, tek başına kapışamazsın, maskemi giyip geliyorum" minvalinden konuştu durdu ya. Batman'den bahsediyoruz, adamın Justice League'in ayağını kaydıracak potansiyeli var AMA DUKE OLMAZSA BİR CANAVARLA BAŞ EDEMEZ. EVET. DUKE ÇOK ÖNEMLİ ÇÜNKÜ. Öyle yani, bu kısım üzdü. 

Sonuç olarak herkesin sevmeyeceği ancak sadece Clayface - Batman birleşiminin bile bana yettiği bir sayı oldu. 
Puan: 8 / 10





6 Ekim 2016 Perşembe

0

Detective Comics #941


Yayınlandığı Tarih: 28.09.2016
İçerdiği Sayı: Detective Comics #941
Hikaye: Night of the Monster Men: Part Three
Yazar: James T Tynion IV, Steve Orlando
Çizer: Andrew T McDonald
Yayıncı: DC Comics

Yazı Çizgi Kafe formatıyla yazılmıştır. Yani spoiler ve görüş kısmı ayrı ayrı olacak^^

Night of the Monster Men'in üçüncü kısmındayız. İkinci sayıyı okumak isteyenler için: Nightwing #5 Önceki sayıyı sevmiştim. Nightwing'in ön planda olduğunu, ancak derginin son kısımda ufak bir ters köşe yapıp Gotham Girl'ü öne sürmesi, Batman teknolojisi derken bayağı hoşuma gitmişti. Hugo Strange'i yine görememiştik. Geldik 3. kısma. 


Spoiler Bölgesi

Nightwing, Gotham Girl'ün peşinden Blackgate Hapsishanesi'ne gidiyor. Bu sırada Batwoman herkesle iletişim kurmaya çalışıyor. Alexander Olsen State Park'ta ise işler karışmış durumda. Tahliye edilen insanların üzerinde kırmızı bir madde yayılıyor. Ancak bu kırmızı madde bir mekanizmaya sahip ve ilginç bir şekilde yayılıyor. İnsanların şiddet eğilimini arttırıyor. Spoiler ve Orphan bu durumla mücadele ediyor. Clayface epey zayıflamış ancak insanları güvende tutmaya çalışıyor. Bu sırada canavarın evrimleştiğini görüyoruz.

Gotham Girl ise Batman'i görmezden geliyor ve bildiğini okumaya devam ediyor. Hapishaneye sert bir giriş yapıyor. Korkusuz olduğunu göstermeye çalışıyor. Nightwing onu kontrol altında tutmaya çalışıyor hatta kimliğini açıklıyor. Tüm bunların kaynağı olan -yukarıda görselini koyduğum- canavarı görüyoruz. Dick her ne kadar Gotham Girl'ü sakinleştirmeye çalışsa da Gotham Girl ne olduğu henüz belirsiz olan bu canavarla sağlam bir kapışmaya giriyor. Derken kavgada üstlerine dağılan dokulardan dolayı Claire da Dick de bir canavara dönüşüyor. Böylece sayının sonuna geliyoruz. 


Görüş

Sayıda Batman ve Batwoman'ı neredeyse hiç görmedik. Biraz daha diğer karakterlere yoğunlaşılmış. Herkes görevini yapmaktaydı. Yani iletişim kurulamasa bile herkesin kendi başının çaresine nasıl baktığı gösterilmiş. Bu yönden Spoiler ve Cassandra kısımlarını sevdim, daha fazlası olsaydı hayır demezdim hatta.

Tabii bu "Batman ne kadar az görünürse o kadar iyi" mantalitesi fazlasıyla işlenmiş. Yani çok fazla. Bu kadarına gerek var mıydı diye bir sormadım değil. Yahu tamam Batman'i göstermediniz de, Kate Kane'den niye bu kadar kıstınız? Resmen gül yüzlü cemalini göremedim kadının. (Batwoman hayranı bildirdi) Bununla birlikte Tim'in ölümüne yine çok kısa bir gönderme gördük. Batman trajedisi mi? Alırım bi' dal! 

Gotham Girl'ün olaya direkt dalması ise gayet hoş bir olaydı. Sonuçta burada bir nevi Superman'in vekilliğini yapmakta. Yani bu kadar güce sahip olup da kuzu kuzu bekleyen bir Gotham Girl görmemiz saçma olurdu. (Superman'e kötü bir şey söylemedim, lütfen fanboylar küfür etmesin bana^^) Nightwing'le olan diyalogunun gelişmesi çok çabuk olsa da ben tatmin oldum. 

Sayının cliffhanger bölümü ise, çok geleneksel olmuş bence. Yani iki kahramanın villain'e dönüşmesi, bilemiyorum Altan bilemiyorum... Villain demişken Hugo Strange'i yine göremedik yahu! Ne esrar yarattılar var ya! Gösterin artık şu adamı yeter! Ben neden Hugo Strange'e bu kadar taktım bilmiyorum ama görelim artık ^^ 

Sonuç olarak aslında klasik bir sayıydı. Daha fazla şeyin verilmesini beklerdim, yani şey gibi hissettim: Bütün bunları kısaltıp bir kaç sayfa haline getirseler önceki sayıya eklenirmiş, hiç de sırıtmazmış gibi. Tabii ben çok yüksek beklentiyle okumaya başlamıştım bu sayıyı, onun da etkisi olabilir. Puan da verecek olursak: 7/10 ile uğurlayabiliriz bence.