24 Ağustos 2013 Cumartesi

0

YGS/LYS Öğrencisi Arkadaşlara Faydam Dokunur Diye

       Herkese Merhaba! 1 ay olmuş blog yazmayalı, açıkçası zaman nasıl geçti onu da anlamış değilim ya :D:SDSDD:D Neyse işte, bi kaç gündür nasıl ders çalışılır, nelere dikkat edilmesi gerekir, ders çalışırken konsantrasyonun bozulmaması için yapılması gerekenler vs vs vs bi şeyler okuyup durmaktayım. Durum şöyleki bundan yaklaşık 1 ay önce ders çalışmaya başlamış 1.5 haftadan sonra pes etmiş bir insanım :S:S:S:S:S Şimdi tekrardan çalışmaya başlıyorum, artık bıçak kemiğe dayandı, lise son oldum, öss'ye hazırlanıyorum :S:S:S Zaman ne ara geçti onu da anlamadım ya nys :S:S:S: 
  • Çalışılacak ortam ne soğuk ne de sıcak olmalıymış. Yani öğrenciyi bunaltmamalıymış.
  • Çalışılacak ortam iyi havalandırılmış olması gerekliymiş. (Benim için balkon önemli asdfgh)
  • En önemli şey program yapmakmış. Program önemli kankimler, bizi sıkmayacak düzene sokacak (uygulamadığımızda vicdanen rahatsız edecek) bir ders programı şartmış. 
  • Program tabiki belirli periyodlarla devredecek. Yani bir periyod ortalama 40 dakika ders 10 dakika mola olacak biçimde. 2-3 periyoddan sonra çalışma alanı değişmeliymiş. (Sözel-Sayısal açıdan)
  • Ders çalışırken TV açık olmamalı, müzik vs dinlenmemelidir. (Bu benim için önemli asdfgsa)
  • Odadiki dikkati dağıtacak afiş fotoğraf vs. kaldırılmalı
  • Çalışmaya başlamadan önce çalışma esnasında kullanılacak gerekli olacak malzemeler el altında tutulmalıymış
  • Amaç. Amacımızı mutlaka belirlemeliymişiz
  • Zamanımızı iyi kullanmak için (verimli ders çalışma açısından) geçmişte zamanımızı nasıl ziyan ettiğimizi bilmemiz gerekiyomuş (Benim için Film & Dizi izleyerek tabiki)
  • Boş geçen her süreyi tekrar yaparak kullanmalıyız
  • Uzun bir listeyi öğrenmek yerine listeyi parçalara bölerek öğrenmek daha kolay olurmuş. 
  • Gece yatmadan önce öğrenilenlerin tekrar edilmesi gerekiyomuş.
  • Kitap okumak çok önemliymiş. Bu bir sayısal öğrencisi içinde geçerliymiş. Kitap okumaya günde en az yarım saat ayırmak zorunluymuş. (bu konuda şanslıyım  asdfsasdass)
  • Not tutmak önemli
  • Son olarak sizi şu ENTRY'ye götüreceğim. Bu bana hem eğlenceli hem de mantıklı geldi. 
Şu anlık paylaşmak istediklerim bunlar. Derin araştırmalarımın sonuçlarını yine sizinle paylaşacağımdan emin olabilirsiniz. Haydin hoşçakalın asddfghjklşi :D:DS:D:S:DD:

24 Temmuz 2013 Çarşamba

2

TED

Şimdi size yeni bi filmin tanıtımını yapacağım. Film, benim adlandırdığım tabirle, yetişkin - çocuk filmi. Yani çocuk filmi konusuyla yetişkinler için yapılmış. Üstelik Family Guy yapımcılarından! :D Zaten  Ted'i Seth MacFarlane (Peter Griffin'i seslendiren adam) seslendiriyor. Başrolümüz Johnny'nin sevgilisini de Meg'i seslendiren ve bir çok yapımdan tanıdığımız Mila Kunis oynuyor.

Konusu şöyle: John (8 yaşında) Noel gecesinde kendisine hediye gelen ayının canlanmasını ister. Sabah uyanır ve ayı canlanmıştır. John 35 yaşına gelene kadar en iyi arkadaşı olan oyuncak ayısı Ted onun hayatındaki daima en önemli kişi olmuştur onu kimseyle paylaşmaz 4 yıllık sevgilisi Lori'yle bile. John Ted ile birlikteyken sürekli çocuk gibidir ve Lori John artık büyüyüp bir adam gibi davranmasını ister. Artık Ted'den ayrılma vakti gelmiştir...

Bu tarz filmleri çok sevdiğimden midir bilmiyorum ama film harikaydı. IMDb'de 7.2 almış bende 7 verdim :) Bir arkadaşlık öyküsü bu kadar iyi anlatılır. Zaten ben bu "christmas öncesi gerçekleşen dilekler"i konu alan filmleri her zaman sevmişimdir asdfghjklkjhgfd Home Alone'u da çok seviyorum konumuzla ne alakası var bilmiyorum ama seviyorum. Neyse film çocukluğunuz da izlediğiniz filmlerin tadında başlıyor ve bir anda günümüz dünyasına dönüyor.
İzlemesi çok eğlenceli bi firlm, çok zevk aldım. Ağladım bile. Bu filmde nasıl ağladın diyeceksiniz ben ağlarım var bende o potansiyel :)

"Büyünün Dünyamızdan çok uzun zaman önce kaybolduğu ve insanlığın artık arzularını dileklerin gücüyle gideremeyeceği söylenegelmiştir. Dünyaya çocukların gözüyle bakma yetisini kaybedenler için karşınızda küçük bir çocuğun ve hayatını sonsuza dek değiştiren büyülü Noel dileğinin hikayesi. Her şey 1985'te, Boston'ın hemen dışındaki kasabada başladı. Noel arifesiydi ve tüm çocuklar oldukça keyifliydi. Yılın bu zamanında, Boston çocukları bir araya gelir ve Yahudi çocukları döverlerdi. Ama o kadar da keyifli olmayan bir çocuk vardı. Küçük John Bennett. Her mahallede olan, arkadaşlık edinmekte  zorlanan küçük çocuk oydu.  (burada yahudi çocuk bile kovuyor John'u :D) John tüm kalbiyle "arkadaşım" diyebileceği gerçek bir dost istiyordu. Ve eğer o arkadaşı bulursa onu asla bırakmayacağını biliyordu. Her yıl olduğu gibi Noel sabahı sonunda gelmişti. Tüm çocuklar tatilin verdiği neşeyle hediyelerini açıyorlardı. Küçük Bennett içinse Noel günü çok özel bir hediye getirmişti. John anında Teddy'ye bağlanırvermişti. O ayıcıkta ona sonunda en derin sırlarını paylaşabileceği bir arkadaş bulduğunu hissettiren bir şey vardı. Emin olabileceğimiz bir şey varsa o da küçük bir çocuğun dileğinden daha güçlü bir şey olmadığıdır. Savaş helikopterleri hariç. Savaş helikopterlerinde mitarlyöz ve füzeler var. İnanılmaz derecede etkili silahları olur. Tam bir ölüm makinesi. John dilek dilemek için en doğru geceyi seçmişti."
Filmin başlangıcında masal gibi anlatılan John'un hikayesi. Alt yazıyla izlemenizi öneririm, kesinlikle alt yazıyla izleyen.

İyi Seyirler ^^ 

21 Temmuz 2013 Pazar

0

Sherlocked'lar Bakın Hele! :D












Şimdi sevgili arkadaşlar, gerçi bunu okuyanlar cumberbatch hayranı yada sherlock hayranı olması lazım, sizi 3. sezondan çok pis bi spoiler vercem.

Sherlock 3x1 "The Empty Hearse" 31 Ekimde yayınlanacak. Ama şimdiden inceden spoilerlar gelmeye başladı. Sizi daha fazla bekletmiyorum veee sizi ŞU adresteki ses kaydına yolluyorum. 

"Sherlock: You… you mean… (Yani... Sen...)
John: Yes. (Evet)
Sherlock: I’m your… best… (Ben senin... En...)
John: …man. (adamım.  -sağdıç-)
Sherlock: …friend? (...arkadaş?)
John: Of course you are. Of course. You are my best friend." (Tabiki öylesin. Elbette. Sen benim en iyi arkadaşımsın.)

İkisi sarılırlar ve kalabalık çıldırır^^ 

Lan sabredemiyorum artık ertelediniz de ertelediniz. Ekimden sonraya atarsanız artık çok pis küfredicem!!! :D:D:D:

18 Haziran 2013 Salı

2

Take Me, I'm Alive!

An itibariyle kendimi loser ilan ediyorum! Ahahah lan bi insan blogu olduğunu unutur mu? Resmen blogum olduğunu unutmuşum :D :P Geçen gün abim 'Hayırdır blog yazmaktan sıkıldın mı bayağıdır yazmamışsın' dedi bende "Yooo ben her gün giriyorum Tumblr'a" dedim sonra jeton düştü "Abi :)) sen :)) benim :)) blogumu :)) mu :)) okuyosun :))" diye tepki verdim o da 'evet arada bakıyorum dedi' yani bu demek oluyorki daha dikkatli olmalıyım asdfghj :D Ama loser oluşum bundan dolayı değil önce 3 tane olan zayıfımın sonra 4 son sınavlardan sonra 1'e inmesi benim yaşadığım stresten dolayıdır. Ne gerek var 'ay ortalama yükseltmeye kalıcam' derdine yani? En baştan ipi sıkı tut derdin tasan kalmasın ama nedir yani benim mallığımın ölçütlerini düşünün ki buna izin vermiyo :D:D:D Ay bi ara öyle bi oldum ki nefesim daralıyodu ellerim uyuşuyodu, kitleniyodu. 2 kez gittim doktora sters dedi. Bende 'Bunu :)) biliyorum :)) bilmediğim :)) başka :)) bi :)) şey :)) söyle :))' gibi bi tepki ver demek istedim ama vermedim tabiki asdfghjk :D Ay neyse netice olarak ortalama yükseltmeyeydi işte sorumluluk sınavınaydı bilmem ne hiç birine kalmadım :D:D:D ^^

Bu aralar ne mi yapıyorum? Hayvan gibi dizi & film izliyorum kitap okuyorum. Depresif halimden kurtulup dizi karakterlerine yine aşık olmaya başladım bile asdfghjmköl :D Geçenlerde Sherlock'u 2 kere baştan sona izledim, "Benedict Cumberbatch canımsın yavrum. Ay yerim ben seni :D At suratlım canım benim" gibisinden tepkiler tepkiler varın gerisini siz düşünün :D Ay yazıcak çok film var ama kim yazıcak bilmiyorum ki -.-

Bi de artık resmi bir ygs öğrencisiyim^^ Artık ders çalışmaya başlamam gerek yani :D Ama birazcık kendime izin verdim bu aralar yok ders falan :D :D :D Bu arada ŞU şarkıyı dinleyin bakıyım canlarım. Hadi ben kaçtım^^

PS: Bu aralar ülkemizde olanlar hakkında bir şey yazmak istemedim çünkü hiç bir zaman bu tarz konular konuşmaktan haz almadım bundan sonrada almam. Benim fikrim kendimedir kimseyi ilgilendirmez ama sanat bir çok şeyi anlatabilir. Onun için  sizinle sadece şu resmi paylaşacağım başka da hiç bir şey söylemeyeceğim.


5 Mayıs 2013 Pazar

0

Uzun Zaman Üzerine

Eh uzun bir aradan sonra döndüm buralara. Tumblr postları gibi bi şey yapmıştım ama onu yazıdan saymıyorum haliyle :D Tembellik ürünü bi şeydi :D

Ne mi yapıyorum bu aralar? Ağır depresyonlu bi şekilde geziyorum ortalıkta. Bir film, dizi, kitap listesi yaptım ki, bayağı uzun oldu. Beni bayağı oyalar. Haliyle bu aralar film & dizi izliyorum. Müzik dinliyorum bol bol. Saçlarımı kısacık kestirdim, Kendimi daha iyi hissediyorum ama. Yaklaşık 7 - 8 aydır aynada ne zaman kendime baksam aynayı parçalayasım geliyordu, psikolojik bir şey tabiki.
Şimdi o kadar kötü hissetmiyorum en azından tanıdık yada tanımadık insanlar bu kısa saçın bana çok yakıştığını söylüyorlar, eh bu da hangi insana iyi gelmez? :D Tanımadık demişken geçenlerden okula gidiyodum birisi yolda durdu saçımı çok beğendiğini söyledi devam etti, güzel bir his açıkçası^^
O değil devamsızlık 15,5 gün oldu ne yapıcam bilmiyorum T_T Bi de salı günü pikniğe gidicem olucak 16,5. Derslerimi sorarsanız bi tuhaf bazı sınavlara çalıştığım halde bi şey yapamadım bazılarına ise hiç çalışmadığım halde iyi geçti. Derslerde benim gibi bir tuhaf. Aman nasılsa bulurum bi yolunu diyorum ve stres yapmamaya çalışıyorum :)
Fahrenheit 451 okuyorum bu arada bi kaç sene önce okumuştum aslında bu kitabı ama kitabın bi kısmını unutmuştum ve daha uzun bir versiyonunu aldım, okuyorum yani. Aaa testte çözmeye başladım onu söylemeden geçmeyeyim. YGS matematik çözmeye başladım, oluyorda henüz zorlandığım bir konu gelmedi önüme. Bakalım ne olucak ama bir yerden başlamak lazımdı, geometri, tarih, edebiyat, coğrafya'ya da başlayacağım ilerleyen günlerde. Öyle yani. Bu arada şu an Tears On Tape  dinliyorum, dinlemeyen kaldıysa öneririm.
Hayat sıkıcı, boşi beklemeli, özlemeli, hayal kurmalılı, üzüntülü, mutlu, sıkıntılı, sıkıcı.
Tembbelliğimden kurtulduğum bi günde izlediğim filmlerin ve dizilerin yazılarını yazıcam, görüşmek üzere^^ :D

13 Nisan 2013 Cumartesi

2

Beğendiğim Tumblr Postları.

Eh, bu aralar yazıcak pek bir şeyim yok. yani aslında var ama tembellik ayrı şey onun için üşengeçlik yapıp böyle kolay bir yazı ile karşınızdayım :D
                        












                   

               



Hayırlısı be gülüm


Hatırlamayan yoktur heralde :D
~> Yanlış sekmeyi kapattığımda ben:
 ”Ay kenan bey ben naptıımmm”

~> 

  
            
            
            

                


 obviouslyshane:

Should be asleep right now. But this is just too funny not to post :3
></div></a>

















<div id=


~>
></div>

















<div id=


></div></a>

















<div id=

homersimpsonunruhikizi:

bu gife çok aşığım la

ak var ya, güldüm lan :D:D:D></div>

















<div id=
Party Hard! :D

></div></a>

















<div id=
Tabiki The Simpsons! 

></div>

















<div id=
South Park....


></div>

















<div id=
Yine The Simpsons...

></div>

















<div id=
Seni yerim yerim, Johnny!

allam şöyle bi an yaşayamadım yareppim nolurdu yani? sadece bu kadarı bile yeterdi yani.></div>

















<div id=
Bu aralar ki yeni favorilerimden. The Carrie Diaries! 
Gidiyorum ve bana ihitiyacın olura, eh&#8230; olmasın. ></div></a>

















<div id=
Gidiyorum ve bana ihtiyacın olursa, eh... olmasın. -The Carrie Diaries


                      


Amy Ablamız
Arkadan Amy Ablamız
></div></a>

















<div id=
Liseliyiz.............................
></div></a>

















<div id=
Yeah!
mertidinle:

fuck the system
></div></a>

















<div id=
Malesef 

Benim herif geçen yine boş boş konuşmuş, gidiyimde bacaklarını kırıyım.......... :D

~> DERS BOŞ DENDİKTEN SONRA HOCA KAPIDAN İÇERİ GİRİNCE YAPMAK İSTEDİĞİM 


Sanırım yeter bu kadar :D Yazı yazmasamda size Tumblr hizmeti vermiş bulunmaktayım, bu da bir şeydir. Oldu ozaman görüşürük^^  This is the end canım kapat sayfayı kapat sdfghjklş :D:D



8 Nisan 2013 Pazartesi

0

Döndüm.

Döndüm ben! :D Evet, gerek bilgisayarımın bozulmuş olması, gerek sınav haftası gerek başka şeylerin olmuş olması beni bir süredir internetten uzak tutuyordu. Evet, bloglardan, dizilerden, tumblr'dan, çizgi filmlerden, twitterdan vs vs vs... 
Bu süre zarfında ders çalıştım mı? Hayır! :D Olm 3 zayıf var nasıl kurtulcak bilmiyorum :( Aman neyse ne, şimdi canımı bununla sıkmak istemiyorum çünkü çok daha büyük bi problemim var. Proje ödevim 1 haftaya teslim edilicek ve ben hiç başlamadım?!??! Fuck the time ya :( 2 tane çözülücek test kitabım var ve 3 zayıfım var. Gel de depresyona girme?!?!!?!??!
Neyse ya şimdi bunları düşünmiycem TT_TT 
O değil geçenlerde az kalsın disipline gidiyodum, zor kurtuldum hıamnıaa :D olm nasıl bi öğrenci oldum çıktım Allah benim belamı vermesin ya. Tüh, kahrolmıyım hemi. Ne pis bi insan oldum çıktım, anlamıyorum ya. 
Yok ama, ben 2 zayıfı düzeltmek için, ödevi yetiştirmek için uğraşmıyım dışarlarda sürterken müdüre yakalanayım. bu nedir ya? wtf? :( 
Kendime Not: KENDİNE GEL SALAK. 

20 Mart 2013 Çarşamba

0

My Mad Fat Diary


Yepyeni bir dizi ile karşınızdaayım. Ama bu sefer Kore dizisi değil tabiki^^
2013 yapımı bir İngiliz yapımı olan My Mad Fat Diary bayağı büyük bir hayran kitlesi oluşturmuş durumda.
Konusu ise şöyle:

Rae Earl 16 yaşında aşırı kilolu, yalnız, mutsuz, dışlanmış, babası olmadan büyümüş bir kızdır.
İntşhar teşebbüsünde bulunduktan sonra rehabilitasyon merkezine yatırılmış, 4 ay sonra (yanlış hatırlamıyorsam) hastaneden çıkarılmıştır. Hastaneden eve dönerken en yakın arkadaşı Chloe ile karşılaşır. Chloe yeni arkadaş grubuna Rae'yi de davet etmiştir. İstemeye istemeye giden Rae hep hayalini kurduğu bu arkadaş ortamını yakalamıştır. Bundan sonra olaylar gelişir.
Grup Archie adında gayet hoş olan, Finn adında grubun en yakışıklısı ve en havalısı, Izzy adında şeker mi şeker bir kız ve tam bir erkek avcısı olan Chloe'den oluşmaktadır. En başta Rae'nin gruba girmes biraz zor olmuştur ancak daha sonra o da grubun tam bir üyesi olmuştur. Artık Rae'yi başka sıkıntılar beklemektedir.
ilk önce Archie'den hoşlanmaya başlayan Rae ilk öpücüğünü ondan alır ancak çocuğun Gay olduğunu öğrenmesi çok uzun sürmez. Daha sonra bazı şeyler olur ve kızımız  grubun en iyisi Finn'e aşık olduğunu farkeder. Kendine söz vermiştir zaten artık başka bir Rae olacaktır.

Dizinin samimi bir işleyişi var. Rae'nin durumunu anlatırken bir insanın nasıl hissedeceğini gayet güzel işlemişler. Ayrıca küfürler de havada uçuşmakta :D
Küfüre mi gülüyosun diyeceksiniz ama öyle yerlere koymuşlarki cuk diye oturmuş :)

Hastanede ki karakterleri de sevdim ben, Tix ve Danny'yi. Zaten Tix çok sevimli :D
Hikaye sanırsam gerçek hayattan alıntı. Yani Rae Earl adında bi kadın günlüğünü bastırmış sanırım onun üzerine dizi yapmışlar ama kitabın Türkçe'si henüz yok bildiğim kadarıyla.

Eh, benden bu kadar. Çok övdüm diziyi :D
Filmin imdb puanı 8.7 bu arada.

Kendinize iyi bakın sevgili okuyucular ^^




                                                                  :)

15 Mart 2013 Cuma

0

SAKLAMBAÇ

Kısa bir süre önce arkadaşımdan alıp okudum bu kitabı. Bayağıda sevmiş olmalıym ki tonla yazılacak film, kitap varken üşengeçliğimden kurtulup bu kitabın yazısını yazıyorum :D
Kitabın ismi orjinalde 'Hide', çok ta yanlış çevrilmemiş Türkçe'ye. Anlayacağınız üzere, zaten bestseller olmasından bellli, kitap cinayet kitabı.

Kitabın ilk başları sıkıcı geliyor insana, kaldırıp bir köşeye atabilirsiniz. Ama  biraz sabrettikten sonra elinizden düşürmeyeceğinize eminim. İpuçlarını düşünmeye başlıyorsunuz, katil budur derken olaylar değişiyor. Kitabın sonunda ters köşe olduğunuz an 'aaa ben bunu niye düşünmemiştim' diyor insan. Yani bende öyle oldu en azından :D

Sanırım kitabı bu kadar övdüğümüz yeter :D

Anabelle (diğer ismiyle Tanya Nelson) yedi yaşından beri ailesi tarafından sürekli bir şeylerden kaçırılmıştır. Her defasında farklı bir şehir, faklı bir isim, farklı bir okul. Haliyle kimseyle iletişim kuramamış, yalnız, mutsuz bir tiptir. Sürekli bir şeylerden kaçırılmıştır demiştim, aynı zamanda babasından sıkı bir eğitimden geçirilmiştir: Dövüşmeyi öğrenmiştir, kimseye güvenmemeyi, yalan söylemeyi öğrenmiştir ve hayatını 5 bavula sığdırmayı. Annesini genç bir kızken kaybetmiştir, babasını ise 22 yaşına girdiğinde toprağa verir. Ondan sonra kimlik değiştirmeden, tek başına yaşamını sürdürmeye devam etmiştir. Ancak bir gün Massachusetts'te ki bir akıl hastanesinin bahçesinden bir toplu mezar çıkarılmıştır ve haberlerde gerçek ismi olan Annabelle Granger'ın da öldürüldüğü açıklanır. Bunun üzerine polise gider kızımız, olaylar buradan itibaren başlar. Çok yakında küçükken en yakın arkadaşı olan Dori Petracelli'nin kendisini kaçıp kurtulmul olmasından dolayı öldürüldüğünü öğrenir ki bu da artık vicdanen rahatsız olması durumuna yol açar. Babasının ailesini neden sürekli oradan oraya sürüklediğini hiçbir zaman öğrenememiş ve içten içe babasından bu yüzden nefret eden kızımız kendini akıl almaz olayların, sapkın zekaların işleyişi sonucu oluşan durumların içinde bulur ki, ailesinin onu haklı yere kaçırmış olduğunu öğrendiği için babasına karşı bir parça pişmanlık hisseder. Gerçi kitabımız yine mutlu sonla bitiyor ki zaten bunun böyle olacağını ortalardan itibaren anlayabilirisiniz.

Kitabın tanıtımı bu kadar, okumak isterseniz -ki bence okuyun- şimdiden keyifli okumalar!
O değil blog yazmayı özlemişim :D Neyse kendinize iyi bakın^^

10 Mart 2013 Pazar

6 Şubat 2013 Çarşamba

0

2 Yeni Film

Yine sıkıntıdan blog yazmaya geldim, neden? Çünkü ben işsizim. :D:D Çözmem gereken testle orada yata dursun ben burada blog yazıcam arkadaşım, tatilde hiç işim olmaz :D (Böyle gidersen nah üniversiteyi kazanırsın, -bu bir iç sesti-)

A Moment To Remember 

Evet, ben bu filmi daha yeni izledim. Belki izlememiş birileri vardır diyede yazıcam :D Genel özet geçersek şöyle:

Su-Jin adında bir kızımız var, Son Ye Jin oynuyor bu karakteri. Çok unutkandır. Cheol-Su ise başrol erkek karakterimiz. İnşaat işçisidir ve küçükken annesi tarafından terkedilmiştir. 
Filmin başlangıcı bu iki karakterin karşılaşmasıyla başlıyor: Su-Jin tren istasyonunda sevgilisini beklemektedir. Sevgilisi ise evli bir adamdır. Sevgilisi   gelmeyince o da beklemekten vazgeçer ve geri döner. Markete girer evine dönmeye koyulmuşken aldığı kolayı ve cüzdanını unuttuğunu farkeder. Döndüğünde ise adamımızın onun kolasını içtiğini zanneder ama aslında öyle değildir. 
Daha sonra Su-Jin babasının inşaatına gider veee çocuk orada işçidir. Gel zaman git zaman biraz zorlamaylada olsa sevgili oluverirler. Babasının erkek arkadaşıyla tanışma izteği üzerne Su-Jin, Cheol-Su'ya baskı yapmaya başlar. Cheol-Su'da tanışmak istemez. Bir gün yemeğe çıkarlar, kızımız bir oyun düzenler ve gizliden babasınıda restorana çağırmıştır. Kızın babası ve çocuk gergin anlar yaşarlar. Bunun üzerine kızımız tuvalete gitmek ister ve bayılır! Doktor stresten bayıldığını söylemiştir ama öyle olmadığını hepimiz biliyoruz :D Gel zaman git zaman bunlar evlenir. Kızımızın unutkanlığı o kadar artmıştır ki  evinin yolunu bile şaşırmaya başlar. Doktora gider ve tahlillerin sonucunda Alzheimer olduğunu öğrenir... Yakın zamanda telefonlara bile bakamayacağını öğrenir. Öylede olur, kocasını eski sevgilisiyle karıştırdığı zamanlar bile gelir... Bir süre sonra kızın babası onu hastaneye yatırır. Kızımız kocasını hatırlayabildiği her an ona yazmaktadır. Bir gün Cheol-Su hastaneye gider ve Su-Jin onu tanımaz ancak çocuğun kokusunu bir yerlerden çıkardığını söyler. Cheol-Su kızı küçük bi gezintiye çıkarır ve tanışma olayını yeniden hazırlar: Ancak markete kızın ailesini, arkadaşlarını koyar. Kızımız kısa bir süreliğine yine hatırlar... 
Filmin imdb puanı: 8.2/10   Gerçekten puanını hak eden bir yapım.


A Millionaire's First Love 

Evet, bu filmi de daha yeni izledim, biliyorum Hyun Bin'e çok ayıp ettim. Ve bu kadar geç izlediğim için de ne malmışım diyorum! Hyun Bin'in gençliğini görüyoruz bu filmde (sanki adam şimdi yaşlı tövbe :D) biraz daha ergen hallerinş yada direkt ergen hallerini! kıhkıhkıh :D:D:D Neyse ya konumuza dönelim :)
Filmin özeti kısaca şöyle: 

Kang Jae-Kyung çok zengin bir çocuktur (adam milyoner olm daha n'olsun :D) ve çok şımarık yetiştirilmiştir. Annesi babası o daha küçükken ölmüştür. Eh, haliyke zengin mi zengin büyükbabasının tek varisidir. Jae-Kyung için şımarık demiştim düzelteyim şımarıktan da ötededir: dostluğa, aileye, adalete, eğitime önem vermez. Tek yapmak istediği şey eğlenmektir.  İhtiyacı olan her şeye paranın kapı açacağını düşünür. Kimseye ihtiyaç duymayan, saygısız, durmadan sigara içen bir çocuktur. 

18 yaşına bastığının ertesi günü büyükbabasının vasiyeti gelir. Kang Jae-Kyung duydukları üzerine şok geçirir. Bugüne kadar mirasın doğrudan kendine geçeceğini düşünen Jae-Kyung bazı koşulları yerine getirmek zorunda olduğunu düşününce bir hayli sinirlenir ama yapacak başka bir şeyi de yoktur. Aksi takdirde miras hayır kurumlarının olacaktır.
Öncelikle milyonerimiz Boram Lisesine nakledilecektir ve o liseden mezun olmak zorundadır. Bu süre zarfında (zaten 1 yıl) spor arabasından, kredi kartlarından, otelindeki kral dairesinden, yazlık evinden kısacası mirasının her türlü getirisinden mahrum bırakılacaktır. 
Ve süreç başlamıştır... Jae-Kyung uzun bir otobüs yolculuğu ile Kore'nin taşrası olan Boram'a ulaşır. İlk başlarda eski alışkanlıklarını devam ettirmek ister ancak bu pek mümkün değildir.  

Jae-Kyung burada geçmişine gidecektir, anılarına, ailesine. Hatta ilk aşkını bulacaktır. Duvarlarını yıkmak onun için zor olacaktır, bir kızdan hoşlandığını itiraf etmek onun elbette zor olacaktır, ne de olsa bugüne kadar hep duygusuz bir milyonerdi. Ama bugünden sonra bir şeyler için çabalamanın vakti gelmişti. İlk aşkı olan Eun-Whan kalp hastasıdır ve yakında ölecektir. Kalp nakli mümkün değildir ve ilaçlar da belli bir süreye kadar dayandırabilir. Buralarda Hyun-Bin'in üzgün hallerini göreceğiz. 

Çok geçmez kızımız hastanelik olur. Gel zaman git zaman Jae-Kyung ve Eun-Whan birlikte yaşamaya başlarlar. Aslında ikiside birlikte yaşadıklarının her dakikasında kızın ölüceği gerçeği akıllarından çıkmaz. 
Bu arada eskiden kızın kaldığı yetimhane ellerinden alınacaktır. Jae-Kyung sırf Eun-Whan mutlu olsun (tabi eski hatıralarıda bir sebep) diye mirasından vazgeçerek eunhye yetimhanesine sahip çıkar.
Gün gelir kızımız ölür. Jae-Kyung ilk aşkını kaybetmenin üzüntünü yaşar. Mirasından da vazgeçmiştir zaten. Ancak şöyle bir şey vardır ki büyük babası "mirasından biri için vazgeçicek kadar sevdiği zaman" mirasın onun olmasını vasiyet etmiştir. Yani Jae-Kyung mirasından vazgeçerken aslında mirasını kazanmıştır. Yine bir milyonerdir ancak hayatı ve aşkı öğrenmiştir... 
imdb puanı: 7.2/10  bence 8 puanı hak eden bir yapımdı. 8'i verdim zaten :) 

Başka bir yazıda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın!