27 Eylül 2012 Perşembe

2

Late Night With Jimmy Fallon

Yine karşınızdayım! Bugün ne bir filmden ne de bir diziden bahsedeceğim.

The Late Night Jimmy Fallon'u daha yeni keşfettim. Kanallarda gezinirken Bloomberg HT' de gördüm. Bi' göz atayım dedim. İzlemeye başladım ve monoloğunun yarısına gelmeden uyuyakalmışım... :/ Evet bildiğiniz uyuyakaldım çünkü sıkıldım! Tamam, adamın bi' albenisi var yok diyemem. Zaten şu tipini,
 
Şu tipini,

 
ve şu resmini gördükten sonra 

 
şu ifadeyi takınabilirsiniz;
 
(test edilip kanıtlandı :D)
Neyse konumuza dönelim. İlk izlemeye başladığımda bi' Jay Leno bekledim ama hüsrana uğramam çok çabuk oldu. Monoloğa başlayınca oldukça hızlı geçiyor, bir ileri bir geri gidip geliyor, hadi artık masama geçeyim havasında. Ne zaman programın bu kısmına denk gelsem, daha bir acıyorum adama. Conan'ın ve Jay Leno'nun yaptığı her espri için aldığı beş dakikalık alkış aklıma geliyor.
show genel olarak, "izlenir ki bu" ile "kanalı değiştir" arasında gidip geliyor.Daha sonraları biraz bakıyım biraz bakıyım derken alıştım. Adamın gülüşü sempatimi kazandı. :D :D
 
Ama o kadar tatlı, sevgi pıtırcığı ki bu Jimmy Fallon, yaptığı skeçler güldürebiliyor. İyi konuklar çağırdığında program tadını alıyor. Orkestra'sı da iyi. Zamanla acemiliğini de atıcaktır.  
Şu an yakaladığım zamanlar izliyorum ve hoşuma da gidiyor artık. Ha, ben direkt seveceğim diyorsanız Jimmy'nin 'Merhaba Türkiye' dediği video'ya bakmanız yeterli :) ;)

21 Eylül 2012 Cuma

5

CONSTANTINE

CONSTANTINE  
Nam-ı Diğer Hellblazer

Oyuncular:
 Keanu Reeves (John Constantine)
Rachel Weisz (Angela Dodson / Isabel Dodson)
Shia LaBeouf (Chas Kramer)
Djimon Hounsou (Papa Midnite)
Max Baker (Beeman)
Pruitt Taylor Vince (Father Hennessy)
Gavin Rossdale (Balthazar)
Tilda Swinton (Gabriel)
Peter Stormare (Lucifer)

John Constantine, çocukluğundan beri normal bir insanın görmemesi gereken şeyleri görmektedir.  
Melez şeytan ve melekleri görebilen Constantine, artık dayanamamıştır ve intihar etmiştir. İntihar edenlerin ruhu direkt cehenneme gittiğinden Jonh'un ruhuda cehenneme gitmiştir. 2 dakika ölü kalan John, hastanede kurtarılıp hayata geri döndürülmüştür. O da cehennemi gördüğünden geri kalan hayatında ruhunu kurtarmaya çalışmaktadır.

Dünyadaki şeytanları cehenneme geri döndürerek ruhunu kurtarmaya çalışan Constantine'in yolu  ölen ikiz kız kardeşinin intiharına bir türlü ikna olmayan dedektif Angela Dodson'la kesişir. Bundan sonra olaylar Isabel Dodson'ın ölümünün izinden cehennem ve gerçek dünya arasında gelişir.
Constantine cehenneme giderek Isabel'in orada olduğunu görür ve gerçekten intihar ettiği ortaya çıkar. Anlaşılırki, Isabel Constatine'in gördüğü şeyleri görmektedir ve bu yüke daha fazla dayanamayıp intihar etmiştir.
Yaşanan olaylar sonucu Gabriel (Cebrail) Angela'nın üzerinden şeytanın oğlunu doğurtmaya çalışır.(İnsanların yaratanın yoluna dönmesi için korkması gerektiğini savunur. İnsanları korkutmak için Angela üzerinden şeytanın oğlunu doğurtmaya çalışır böylece insanların hak yoluna döneceğini düşünür.) Tabi Angela'nın ölümü gerçekleşmiştir.
Constantine çok fazla sigara içtiği için akciğer kanseridir ve 1-2 ay sonra ölcektir. Şeytan Constantine'in ölümünü beklemektedir. Ancak Constantine bileklerini keserek tekrar intihar eder ve Lucifer'ı çağırır. Ruhu karşılığında Angela ve Isabel'in cennete gitmesini ister. Fedakarlık  yaptığı için Tanrı, Constantine'in ruhunu bağışlar ve cennetine alır. Ancak tam cennete giderken şeytan onu çekip çıkarır ve hayata döndürür. Ciğerlerini temizleyerek (Kanserini temizliyor.) 'yaşayacaksın' der ve çekip gider. Yani hala Constantine'in peşindedir. Constantine'de  bahsedilen dengeyi korumaya devam eder.
Bu arada Gabriel Tanrı katından kovulmuştur.

-
Açılış - Kader mızrağına sahip olan, dünyanın kaderini elinde tutar. (Anonim)
Gabriel - Kendi özünüzde bulacağınız gerçek yalnız korkunun yüzündedir. Ancak böyle asil olabilirsiniz. Ve size acı vereceğim, korku vereceğim, böyle yükselebilirsiniz. Bu gece kurtuluş yolu açılıyor John.
Angela Dodson- Tanrının hepimiz için planları var.
John Constantine - Sanırım hepimiz için bir plan var. Ölmeliydim iki kez, yalnız ders almak içinmiş, kitabın dediği gibi Tanrı gizemli yollardan çalışır. Bazı insanlar onun gibi, bazıları değil..
John Constantine - Cennet ve cehennem orada,duvarlarla pencerelerin arkasında. Dünyanın ardında bir dünya..
-
Film gayet güzel bir film. Görsel efektler harika, senaryo çok güzel. Hafif karanlık bir çekim yapmışlar çok yakışmış. Benim favori filmlerime girdi ancak çizgi romanını okuduktan sonra fikrim değişebilir. Niye diyceksiniz, misal ben Melekler ve Şeytanlar'ın ilk önce kitabını okudum. Filmi bana çok övdüler çok anlattılar ama filmi izledikten sonra hiç beğenmedim. Kitaptaki gibi yapılsaydı şahane bi' film olurdu ama öyle değildi. Şimdide o hesap, çizgi romanını okuduktan sonra fikrim değişebilir.
Not: Gabriel ve Lucifer'ı çok güzel tasvir etmişler.  Bu arada film sonundaki credits akışını bekleyenler filmin gerçek sonunu da görme şansına eriştiler... :)

15 Eylül 2012 Cumartesi

2

A Gentleman's Dignity

Yeni bir K-Drama ile karşınızdayım... Bu yılın hit dizilerinden olan A Gentleman's Dignity'yi yedim yuttum diyebilirim.
Gelelim spoiler'a... :)

A Gentleman's Dignity, liseden beri arkadaş olan 40 yaşını geçmiş 4 arkadaşı anlatıyor aslında. Hepsi iyi yerlere gelmiş dörtlünün hikayesi. Mevki tamamlandı aşk olmaz mı?
Hikaye de ana karakterleimiz tesadüfler ile karşılaşırlar. Kim Do Jin (Jang Dong-Gun) mimardır. Seo Yi Soo (Kim Ha Neul)  ile bir cafe'de karşılaşırlar. Kim Do Jin ilk bakışta çok etkilenir. Başka bir karşılaşmaları ise Seo Yi Soo'nun elbisesinin kim Do Jin'in çantasına takılarak sökülmesiyle olur.  Bu iki olaydan sonra birbirlerini hiç görmezler.

Seo Yi Soo bir beyzbol takımının hakemliğini yapmaktadır. Bu takımdaki Im Tae San (Kim Su Ro)'a aşıktır.  Ancak şöyle bir tesadüf vardır ki, Im Tae San ve Kim Do Jin yakın arkadaştır. (bahsettiğim dörtlü). Kim Do Ji, Seo yi Soo'yu ilk bakışta tanır ancak Seo Yi Soo yaşadıkları talihsiz (!) olaydan dolayı Kim Do Jin'i tanımamazlıktan gelir.
Kim Do Jin, Seo Yi Soo'ya aşık olur ancak dediğimiz gibi Seo Yi Soo, Im Tae San'a aşıktır. Seo yi Soo bu karşılıksız aşkla boğuşurken Kim Do Jin muhteşem ilgisiyle ve hareketleriyle kızımızı kendine çekmeye başlamıştır. (Arada ki olayları yazmadım tabi :D :P) 
Im Tae San, Seo Yi Soo'nun yakın arkadaşı Hong Se Ra ile sevgilidir. Hong Se Ra'nın bunu öğrenmesiyle Seo Yi Soo ile aralrında kavga çıkar. Ve Seo Yi Soo anlarki o çoktan Kim Do Jin'e aşık olmuştur. Bir çok kez kim Do Jin'i bu karşılıksız aşk macerasında kendini gizlemek için kullanmıştır ve Kim Do Jin'in gururu buna daha fazla katlanamaz ve araya mesafe koyar. Seo Yi soo yaptığı şeylerden pişman olup Kim Do Jin'inin peşinde koşmaya başlar.( Tam bu noktada ta taaa! Dizi tam tersine dönüyor!)
Seo Yi Soo aralarındaki soğukluğu giderir ve çiftimiz çıkmaya başlar! Evet, artık dizide  romantik sahneler baş gösterir. :D (Çok eğlenceli kısımlardı) Ancak mutlulukları çok uzun sürmez ve dört arkadaşın da ilk aşkı olan Kim Eun Hee'nin oğlu ortaya çıkar. Avukatımız Choi Yoon (Kim Min Jong)'a gider. Choi Yoon ilk başta çocuğun kim olduğunu bilmiyordur, sadece bir kaç kere sevdiği kızın etrafında görmüştür. Çocuk, Yoon'a biyolojik babasının farklı olduğunu söyler. Aradan uzun zaman geçmeden anlaşılırki çocuk bu dörtlüden birinindir!
Eh bu durumda kimin çocuğu olduğunu anlamışsınızdır, çocuk Kim Do Jin'in çocuğudur. Böylece romantik çiftimizin ayrılığı da bu konuyla işlenmiştir.  Çiftimizin bu çocuk sorununu aşıp tekrar birlikte olmaya başlamaları zamana kadar ki arada yaşanan süreç oldukça can yakıcı. (yani bence öyleydi...) Ancak Seo Yi Soo pes etmez ve Kim Do Jin'i tekrar kazanır.
Bu arada diğer karakterlerdende bahsedeyim. Dörtlünün ilk evelenen adamı Lee Jung Rok, grubun en çapkını diyebiliriz. Kendinden yaşça büyük olan Kim Min Sook ile evlidir aynı zamanda Min Sook gayet zengin biridir. Bu ikilinin evlilikleri çok çetrefilli, kadın sürekli boşanmanın peşinde ancak kocasını çok seven bir kadın.
Choi Yoon, grubun en zekisidir ve avukattır. Im Tae San'ın kardeşi Mi A Ri, Yoon'a çocukluğundan beri aşıktır ve avukat Yoon'a zor zamanlar geçirtir.
Yoon, karısını kaybetmiş biridir. Ve hala o kadının anısıyla yaşasada Mi A Ri'ye aşıktır. Ancak en iyi dostunu ezip geçemez. Yani bu ikilinin kavuşması dizinin sonunda oluyor.
Se Ra ve Tae San'ın ilişkisi fazlasıyla zor ama birbirlerini seviyorlar ve dizinin sonunda SeRa hamile kalıyor.

Gelelim dizinin diğer yönlerine... Her bölümde dizi başlamadan önce bu dörtlünün arkadaşlıklarına dair anıları ve buna benzer şeyleri zamandan bağımsız olarak gösteriyorlardı. Bu cidden çok hoştu. Mesela arkadaşlıklarının nasıl başladığını anlatmışlardı  çok güzeldi. (Ve buna benzer şeyler..).

Bu diziyi çok sevmemin bir nedeni de şuydu; aslında bu dizide benim bir hayalim yansıtılıyor. Liseden beri çok samimi olan, bir aileden farksız  dört kişinin birbirlerine yardım etmeleri, her şeye beraber yetişmelerini işliyor... Bu çok hoş. Hep bunu istiyorum. Liseden beri beraber arkadaş olacağım, 40 yaşımızı devirdiğimizde de beraber olacağımız, bir araya geldiğimizde 20 yaşımızdan farksız olacağımız bir arkadaşlık istiyorum. Bütün arkadaşlarım bilir bunu. Neyseki güzel dostluklarım var ve bunu geleceğe taşıma da son derece kararlıyız. Yani en azından bunu onlarda istiyor ve oldukça samimiyiz ^_^

Bir de, dizinin yan karakterleri insanı bazen boğabiliyor. Mi A Ri'nin sürekli Yoon'a yapışma hareketleri, Se Ra'nın sürekli Tae San'la ayrılması dizinin ortasından sonuna doğru sıkıntı yaratıyor. En azından bende öyle oldu ve bir kısım sahneyi atladım. Sanırım dizi hakkında yapaliceğim tek olumsuz yorum buydu. Şimdiden iyi seyirler! ^_^

9 Eylül 2012 Pazar

0

Another 00 (OVA)

Evveeet! Another'ın 1. Ova'sını izlemiş bulunmaktayım! Bu arada, Ova'nın ilk bölümü Another 0(episode 0)olarak geçiyor. 'Neden başlığa öyle yazdın' demeyin sonra ehehehe :D :D

-
Önce bir Ova'nın tanımını yapayım (sanki çok fazla anime izlemişimde bilmişlik taslıyorum gibi oldu :D); 'Original Video Animation' yani 'Orjinal Video Animasyon'u anlamına geliyor. Japonya'da Anime'lerin TV versiyonları yayınladıktan sonra internet üzerinden veya dvd olarak satışa sürülen serileri çıkar. Ova'ların çizimleri genellikle daha iyi oluyor (Hellsing'de öyleydi en azından), hikaye değişiklik gösterebiliyor.

-

OVA'nın ilk bölümü  Misaki ve onun ikizi olan Misaki'nin ilişkisini anlatıyor.
Fujioka Misaki'nin ölümü işleniyor burada. Misaki Mei ve Fujioka Misaki birbirlerini çok seviyor. İkiz oldukları için aynı giyiniyorlar, birbirlerine destek oluyorlar. Ailelerinden habersiz buluşup eğleniyorlar.

Evet aynı giyindiklerini söylemiştim, birbirlerini o kadar çok seviyorlar. Yine bir gün buluşup alışverişe gidiyorlar. Fujioko Misaki, Misaki Mei'nin gözünden haberdar. Giyinme kabininde kıyafet denedikten sonra Fujioko Misaki, Mei'den ona bakmasını ve onda bir şey görüp görmediğini sorar.


(Fujioko Misaki göz bandı taksada onun gözü sağlam, sadece arpacık çıkmış aklınız karışmasın ;D) Misaki Mei ona bakar ve ters bir şey görmediğini söyler. Günün geri kalanında eğlenirler ve Fujioko Misaki daha büyük bir lunapark'a gitmek istediğini söyler. Bunun haftaya olup olamayacağını sorar Mei'de haftaya annesinin Tokyo'ya kukla sergisine gideceğini evle ilgilenmesi gerektiğini söyler.
Fujioko'da teyzesi evde olmayacağından Mei ile sözleşir ve Mei'nin evine gider.
Kuklaların olduğu bölümde oyalanırlar. Mei, kardeşlerin yakınlık derecesinin kaç olduğunu olduğunu sorar. Fujioko 2. dereceden olduğunu söyleyince Mei rahatladığını ifade eder. Fujioko Misaki bunun nedenini sorar ve Misaki Mei' de sınıfta konuşulan bir lanet olduğunu söyler. Gülüp geçerler.
Gece olur ve muhabbet ederken Fujioko Misaki uyuya kalır. Mei'nin göz bandı düşünce Fujioko Misaki'de ölümün rengini görür!
Ertesi gün büyük lunapark'a giderler. Mei sürekli Fujioko'yu korumaya çalışır. Ancak Fujioko ölüm tehlikesi geçirir! Merak etmeyin, burada bir şey olmuyor...
Mei ve Misaki eve doğru yürürler, yolları ayrıldığı yerde Fujioko Misaki birden yere düşüp bayılır!
Hastaneye gittiklerinde Fujioko Misaki'nin lösemi olduğu ortaya çıkar. Ve bir gece Fujioko Misaki ölür.
Sonrası malum sahne... Misaki elinde kuklayla hastaneye koşar. Asansörde Sakakibara Koichi ile karşılaşır, ismini söyler ve bölüm bitiyor...

Animenin müzikleri aynı değişen bir şey yok. Ancak hikayede değişiklik yapıcaklar sanırım. 2. bölüm daha çıkmamış, sabırsızlıkla bekliyorum! :D Animenin Ova'sını izlemediyseniz hemen açıp izleyin derim ben ^_^


8 Eylül 2012 Cumartesi

0

ANOTHER

 
Another: Bir felaketin hikayesi
Another'a Hikaru'nun sayesinde başladım.  Çocukken izlediklerimin dışında bilinçli olarak 'açıp ta şunu izliyeyim' dediğim anime çok az. Bunlar da; Itazura Na Kiss, Kimi Ni Todoke, Hellsing, Wolverine'dir. (Evet bu kadar az. Death Note'u bile hala izlemedim çünkü önce manga serisini bitirip izleyeceğim, kararlıyım :D ehehehe :D )
Gelelim asıl konumuza... Another korku-gerilim içeren bir anime... Ama öyle klişeye düşenlerden değil... Çok sağlam bir konusu var.
E gelelim o zaman konuya? (Çok fazla spoiler vermeyeceğim ;D)
 
(1972)
26 sene önce Yomiyama'da bir orta okulun 3-3 sınıfında Misaki  adında, derslerinde iyi, arkadaşlarıyla arası iyi olan, öğretmenler tarafından da sevilen bir öğrenci vardır. Misaki'nin ölümü arkadaşlarında ve öğretmenlerin tarafından çok üzüntüyle karşılanmıştır.
Arkadaşlarından biri  "Misaki ölmedi ki, hala burada!" diyerek sırasını gösterir. Arkadaşları, Misaki ölmemiş gibi davranmaya başlarlar. Öyle ki, mezuniyet törenine müdürün isteğiyle, Misaki'nin de sırası getirilir. Ancak 3-3 sınıfı hatıra fotoğrafı çektirdiklerinde korkunç bir şeyle karşı karşıya kalırlar. Ölü gibi bembeyaz suratıyla Misaki'de fotoğraftadır! Ve sene olur 1998... Sakakibara Koichi 9. sınıfı okumaya Yomiyama'ya gelir... Sınıftaki ürkütücü atmosferden,  özellikle soğukkanlı Misaki Mei adındaki gözüne bant takan, her zaman tek başına resim çizen kızdan şüphelenmeye başlar... Olaylar gelişir ve akıl almaz bir hal alır.

-

Evet, gördüğünüz gibi bu animenin konusu. Ancak sanmayınki bunu okuduz diye animeyi çözdünüz. Bu animenin yarısının çeyreği bile değil. Hah, tamam olayı çözdüm derken öyle bir ters köşe oluyorsunuz ki, bu insanda daha çok merak uyandırıyor. Ha bir de, animede kolu kırılan oyuncaklar falan göreceksiniz bunun olayla bi' ilgisi yok. Sadece gerilimi biraz artırmak için yapmışlar ama güzel bir hava katmış. Karanlık çizimiyle, müzikleriyle bu animeyi izlemeye doyamıyacaksınız! (Çok küçük bi' spoiler daha vermenin zararı olmaz sanırım? :D)


Bu da 1998 yılı 3-3 sınıfı.
Who Is Dead?
 
Bu anime başlarken çalan müzik... Çok sevdim. :)
 
 
 
Bu da anime bittiğinde çalıyor. Kesinlikle harika bir şey....
evvet! kesinlikle izlemenizi öneririm :)
 
Edit: Bir de OVA'sı var ancak onu izledikten sonra başka bir post'ta yayınlayacağım ^^


3 Eylül 2012 Pazartesi

0

Bende Artık Kursiyerimmmm! :D

İSMEK'i bilmeyen yoktur heralde?  yaş sınırı olmadığını, ilk öğretimi tamamlayan herkesin katılabileceğini öğrendikten sonra kayıt tarihini bekleyip duruyordum. Ablamın dün "yarın kayıtlar başlıyor" demesiyle hemen bugün sabah damladım kursa. sabah kalktım 11'de gittim.(ki bu aralar saat 11 de kalkmak benim için bir hayli erken :D) Kaydımı yaptırdım geldim. Allah'tan ilk gün gitmişim çünkü İngilizce kayıtları hemen bitiyormuş. Evet, ingilizce kursuna kaydoldum. 7 Ekimde başlayacak. Hafta sonları sabah 8.30'dan öğlen 12.30'a kadar sürüyormuş. o.O tabi bunu duyunca 'yazılmasam mı lan' demedim değil. Ama yazıldım  tabikide. :))
eminim benim için faydalı olacaktır bu kurs. Bu yaşlarda ingilizceme ne kadar katkı yapabilirsem o kadar kalıcı olur benim için. (öyle diyolar :D) Yıl sonu sertifikamıda alıcam. oh miss :D
Neyse şimdi heyecanlıyım ama okul zamanı inşallah pişman olmam.
Kısa bir yazı oldu ama yazmak istedim. Bu kurs benim için önemliydi.
Bu arada kendime not;

2 Eylül 2012 Pazar

0

Bir Tuhafım...

Başlıktanda anlayacağınız gibi bu kişisel bir yazı. Kendimden bahsedeyim biraz. Başlayayım öyleyse...

-

Bugünlerde bir tuhafım. Yaz döneminin son bulmasından kaynaklanan bir şey mi bilmiyorum...
Gece geç yatıyorumi öğlen uyanıyorum. Nedense kitap okuyamıyorum. (okulların açılmasına çok az kaldığı için psikolojik bir şey mi bilmiyorum?) Kitap okuma isteğim uçup gitti içimden... Sadece bu değil. Hiç bir şeyden haz alamıyorum. internet'e artık çok fazla girmiyorum. Girdiğim zaman sadece bir şeyler indirip çıkıyorum. Şu aralar, Hikaru'nun tavsiyesiyle Another'ı izliyorum. (American Horror Story'nin altında.) Geceleri onu izliyorum. Abimle Call Of Duty oynuyoruz. Street Fighter oynuyoruz.  Film izliyorum bazen. Ve yaptığım tek aktive (!) bunlar.

Bugün ayın 2'si ve ayın 17'sinde okullar açılıyor.
Yine stres, koşturmaca, sınavlar, sorumluluklar, baskı. Lise 3 oldum bu sene. (evet 96 doğumlu olduğumu burdan anladınız :D) Gittikçe ÖSS denen menen sınava yaklaşıyoruz. (böööheeey :@)
"Şimdiden ne endişesi cağnıııım daha 3. sınıfa yeni başlıyosun!" diyebilirsiniz. Ama daha okula kayıt olduğum gün dün gibi aklımda. Zaman çok hızlı geçmiş ve ben 3. sınıf olmuşum! (Olm hani liseye başlayınca rahata ericektik?! Hani bi' SBS'yi atlatın Anadolu Lisesi'ni kazanın sınava kadar rahatsınız lafları nerede?! Kazandık Anadolu Lise'sini ama iğne üstündeydim 2 yıl boyunca. You're LIAR!)
Parantez içinde de okuduğunuz gibi bize hep öyle dendi. Hep bu psikolojiyle hazırlandık. Yani en azından ben öyle hazırlandım. (Bi' tek 8. sınıfta dershaneye gittim ve bizi böyle hazırladılar, ben mi yanlış algıladım yoksa bizi gaza getirmek için miydi?!) Neyse, başladık liseye nasıl olsa artık ÖSS'ye kadar rahatız ya, ne ders çalışıyoruz ne ders dinliyoruz. Sınav haftası gelince hobaaa! Dur orda bakalım. İlk sınavlar berbat. (Ne olacağını sanıyorsam! Ama bir tek ben değil 1. sınıfların geneli böyleydi. Vallahi lan!) 2. sınavlara kadar durumu toplamak lazım ama bizde ne azim var ne de ders çalışma isteği...
Neyse öyle böyle ilk seneyi bitirdik. Alan seçtik tabi. Ben Eşit Ağırlık seçtim. 2. sınıfıda atlattık derken 3. sınıf olduk...
Bakalım bu sene ne olucak.  Umarım şu 2 sene kadar stresli geçmez...
Görüşmek üzere! ^^