20 Aralık 2012 Perşembe

0

Çok Güzel Şarkılar Bunlar (Part 1)

I'm so tired of being here suppressed by all my childish fears 
And if you have to leave 
I wish that you would just leave 
Cause your presence still lingers here 
And it won't leave me alone
These wounds won't seem to heal 
This pain is just too real 
There's just too much that time cannot erase
When you cried I'd wipe away all of your tear
When you'd scream I'd fight away all of your fears
I held your hand through all of these years 
But you still have all of me 
You used to captivate me by your resonating light 
Now I'm bound by the life you left behind 
Your face it haunts my once pleasant dreams 
Your voice it chased away all the sanity in me 
~~
I've tried so hard to tell myself that you're gone 
But though you're still with me 
I've been alone all along
~
Evanescence - My Immortal

"...
Change - open your eyes to the light 
I denied it all so long, oh so long 
Say goodbye, goodbye 
My heart is broken 
Release me, I can't hold on 
Deliver us
My heart is broken
Sweet sleep, my dark angel 
Deliver us
My heart is broken 
Sweet sleep, my dark angel 
Deliver us from sorrow's hold..." 
Evanescence - My Heart Is Broken 
"Life it seems, will fade away 
Drifting further every day 
Getting lost within myself 
Nothing matters no one else 
I have lost the will to live 
Simply nothing more to give 
There is nothing more for me 
Need the end to set me free 
Things are not what they used to be 
Missing one inside of me 
Deathly lost, this can't be real 
ölümcül kayıp , gerçek olamaz bu 
Cannot stand this hell I feel 
Emptiness is filling me 
To the point of agony 
Growing darkness taking dawn 
I was me, but now he's gone 
No one but me can save myself, but it's too late 
Now I can't think, think why I should even try 
Yesterday seems as though it never existed 
Death Greets me warm, now I will just say goodbye..."
Metallica - Fade To Black 

"...Never opened myself this way 
Life is ours, we live it our way 
All these words I don't just say 
And nothing else matters 
Trust I seek and I find in you 
Every day for us something new 
Open mind for a different view 
And nothing else matters 
Never cared for what they say 
Never cared for games they play 
Never cared for what they do 
Never cared for what they know 
And I know 
So close no matter how far 
Couldn't be much more from the heart 
Forever trusting who we are 
No, nothing else matters..."
Metallica - Nothing Else Matters 

"...and I've completely lost myself and I don't mind 
I can't say no to you 
Sana hayır diyemiyorum 
Shouldn't have let you conquer me completely 
now I can't let go of this dream 
can't believe that I feel good enough 
I feel good enough 
its been such a long time coming, but I feel good 
and I'm still waiting for the rain to fall 
pour real life down on me 
'cause I can't hold on to anything this good enough 
am I good enough for you to love me too?..." 
Evanescence - Good Enough

"I dream of the winter in my heart turning to spring 
While the ice gives way under my feet 
And so I drown with the sun 

I've been  burning in water and drowning in flame 
To prove you wrong and scare you away 
I admit my defeat and walk back home 
Your heart under the rose..." 
H.I.M. - Under The Rose
"Make the sadness go away
come back another day
for years i've tried to teach
but their eyes are empty
empty too i have become
for them i must die
a sad and troubled race
an ungrateful troubled place 

i see the sadness in their eyes
melancholy in their cries
devoid of all the passion
the human spirit cannot die
look at the pain around me
this is what i cry for
look at the pain around me 

this is what i'll die for..." 
Iced Earth - Melancholy

"...Oh how I love you
The pain won't go away
Oh when I need you
You're always so far away
I cry for you
Leaving myself to blame
I died for you
I gave up everything..." 
Iced Earth -  I Died For You


This is me for forever
One of the lost ones
The one without a name
Without an honest heart as compass
This is me for forever
One without a name
These lines the last endeavor
To find the missing lifeline
Oh how I wish
For soothing rain
(Dindirici yagmuru)
All I wish is to dream again
My loving heart
Lost in the dark
For hope I'd give my everything
My flower withered between the pages two and three

~
Nemo my name for evermore.  
Nightwish - NEMO

Nemo my name for evermore...
Not: Uzunca bir süre burada yokum dedim, dayanamadım yazıverdim. Benden olan şarkılar, belki sizde seversiniz^^
Hadi görüşürüz, serinin devamı gelicek ^_^
:)



13 Aralık 2012 Perşembe

4

8 Dakikada Yazdım

Ders çalışmam 8 dakika kala bir şeyler yazayım da gidiyim dedim. Bu aralar sınav haftasındayım, uzuuuunca süre bişi yazamam herhalde. Aha da 7 dakika kaldı hoffs :(
Ne yazıciiimi de bilemedim şimdi. Paslanmamak için günlük yazayım dedim de, cık günlük bana göre değil aga. Hiçbir zaman günlük yazmayı başaramadım zati. Aman neyse ya.
Ne mi yapıyorum bu aralar? 7.30'da (aslında 7.45 çaktırmayın) kalkıyorum. Saçımı şööölecene bi' topuz yapıp 15 dakika içinde hazırlanarak evden çıkıyorum. (Üstümü giyip çantamı hazırlayıp, dişlerimi fırçalayıp vs.) Sonracığıma lanet olası gelmeyen 522 numaralı otobüsü bekliyorum. Dedim ya gelmediği için minibüse binmek zorunda kalıyorum. Sonra bakıyorum ki, aaa Alemdağ'dayım. iniyorum otobüsten. Genelde dersin başlamasına 3 veya 5 dakika kala iniyorum. O koccaaaamaaan bitmek bilmeyen yokuşu çıkıyorum. Ve derse giriyorum. Sonra bitmek bilmeyen 8 dersi işliyoruz ve okuldan çıkıyoruz. Şimdi bi' de okulda geçen olayları anlatamam roman olur, bu sene çoğ tuhaf olm. Anlam veremiyorum. Yineee up uzun bi' süre durakta bekledikten sonra otobüse biniyorum ve eve geliyorum. (Tabi otobüste benimkini kesmeden olmaz :D asdfghjklş :D)
Eve geliyorum yorguuun, bitkiiin, stresliii, nalet bir halim oluyor. Ders çalışıyorum yada çalışmıyorum gün bitiyor ve ben yatıyorum. Yegane izlediğim şeyleri de sıralayayım bari dur:
The Simpsons, Family Guy, I Miss You. Aha da bu kadar. İnanmadınız değil mi? Biliyorum.
Neyse ya. Saat tam 23.00 oldu, benim 8 dakikam doldu ve ben gidiyorum. Hadi kendinize iyi bakın, uzunca bir zaman olmayabilirim. Belki de yazarım lan belli olmaz. Neyse.
AH bu arada beni kaliteli müzik dinlememi sağlayan (başlatan) sevgili Amy Lee'nin (Evanescence lideri - solisti) doğum gününü kutlar nice Fallen'lar, The Open Door'lar, Evanescence'ler (son albümleri) dilerim. Nice yıllara melek sesli kadın. Hadi ben gittim bye :)

aaa bu ben miyim la? :D 



25 Kasım 2012 Pazar

4

İlk Mim Heyecanı: "5 Şey"

Eveeeeet! Bende ilk mimimi almış bulunmaktayım! Takip ettiğim bloggerların sürekli birbirlerine mim gönderip beraber gırgır yapmalrına çok özeniyordum doğrusu. (Kıskanç Hatice karşınızda :D) Köşeden köşeden bakıp bakıp 'bende isterem benim niye yoh?!' diyordum. (Küçük Emrah bakışı devreye giriyor burada) Ancak sevgili unnim Hikaruivy beni mimlemiş sağolsun, var olsun. :* :*
Ozaman mime geçelim. "5 Şey" 
Bu arada bu da benim temsili resmim ^_^ 


ilk mimimi görünce verdiğim tepki ahahah :D 

Hatice'nin Çantasındaki 5 Şey
Benim çantamda öyle çok şey olmaz. Şimdi saymaya başlayınca çıkrık çarşısına dönermiş :D
Bi kere akbilim kesinlikle olur. Cüzdanım, kalemliğim, rimelim olur. Islak mendil, mutlaka bir kitap olur, saçma salak notlar yazan bir sürü kağıt, (evet çıkarmaya herzaman üşenmişimdir) ne alaka bilmiyorum ama bütün çantalarımda poşet varmış şimdi farkettim (?!) ve bir adet ince veya kalın defter.
5 şeydi değil mi? :D 

Odamdaki Favori 5 Eşya 
Hııım gelelim bu bölüme. Ozaman ben size şöyle göstereyim; 

 
Genel olarak en sevdiğim şey kütüphanem(iz), okumadığım yığınla kitap var ama hepsi elden geçicek inşallah. Abim bu kitapların hepsini okudu. 
(Roman ve hikayeler genel olarak sol tarafta yer alsada  ortadaki raflarda da var ^_^) 
 Ama özel olarak soruyorsanız sizi şöyle alayım:

 Death Note'larım benim canım. Serinin kalanıda yakında tamamlanıcak inşallah. <3

Çok güzel bi şekilde yamuk çekmişim :D
Böyle ince uzun arkası ahşap fotoğraflarımız var, kadıköyden almıştık. Odanın kısım kısım yerlerini böyle grup halinde süslüyorlar. Bunlarıda çok seviyorum =D 



Birde Truva atı şeklinde biblomuz var ama biz onu kitap tutacağı şeklinde kullanıyoruz ehehehe :D Çanakkale'den gelmişti, odamdaki en sevdiğim şeylerden biri.


Abimle bizim motor sevdamız bitmez, böyle küçük küçük motorlarımız var. Ama en sevdiğim bu, neden bilmiyorum. 

Eveeet, Metallica'nın S&M isimli albümü en en en sevdiğim eşyalardan biri! Bunu bulmak için bayağı uğraşmıştım. Ne zaman D&R'a gitsem "kalmamış" lafını duymaktan bıkmıştım. Ama sonunda buldum. Benim canım albümüm :3

Bu Ay Yapmayı Planladığım 5 Şey

1. Okulda devamsızlık yapmamak ^^
2. Derslerime çalışıp zayıflarımı düzeltmek ^^
3. Okumayı planladığım kitapları okumak
4. Abimle yaptığımız şu tabloyu artık bitirmek
5. Çözmem gereken ama çözmediğim testleri bitirmek (1 Ay sonra: -Hiç birini çözmedi-)
İşte bunlar. :D 

Almak İstediğim 5 Şey

1. Samsung Note II ^^ 
2. Trençkot (Çok seviyorum namussuzları ^^)
3. Death Note'un serisinin kalanı
4. Abime bir adet Iron Maiden albümü :3 
5. Harici bellek (Bilgisayara sürekli bi şeyler indirmekten yer kalmadı la, ciddiyim :D)

Seni Mimleyen Kişiden Etkilediğin 5 Şey
Hımm en iyi bölüme geldik sanırım. Başlayalım o zaman...
1. İdealist olması, Amerika'da eğitim alıp şu anda öğretmelik yapan biri Hikaru unni, çok iyi bir profesör olma yolunda çok iyi ilerliyor.
2. Dizi, Film & Kitap kültürü. Bizde kendimizi ilerletmeye çalışıyoruz işte ^^
3. Şu yazıya göndereyim sizi. Hikaruivy unni'nin bu yazısı sanırım 10 maddeye bile değer ^^


Evet, benden bu kadar. Şimdi mim'i paslama işine geldik dimi?
Heyecanlandım, dur bi dakika :D O zamaaan şöyle yapalım:
Uzunca bir süredir internette olmayan ve kendisini bir hayli özlediğim Şeyma'ma gelsin bu mim.
Tabiki daha bitmedi, yazılarını okumaya bayıldığım sevgili Seymsomething'e ve sevgili Glikoza'ya gitsin. Blog aleminde daha yeni tanıdığım Rosa'ya da gitsin. Ha bi de şapşal kuzenim Büşra'yı unutmamak lazım. Hadi kolay gelsin millet, yazmak istemezsenizde canınız sağolsun ^^ Bu arada sevgili Glikoza blogunu daha çok güncellesen çoook mutlu olurum, bayılıyorum yazdıklarına. Haydi sağlıcakla ^^ 

17 Kasım 2012 Cumartesi

0

Sergüzeşt

Sami Paşazade Sezai'nin romanını yazıcam ama önce şu şarkıyı paylaşmayı borç bilirim:

İki gündür fena taktım bu şarkıya. Evet, Hwayoung'la da Hwayoung'suz da güzel. T-Ara'yı çok sevmezdim ama bu şarkıdan sonra sevdim. Tabi çabuk sönmezse :)
Geçelim kitabımıza (O değilde kitaplarla ilgili hiç yazmıyorum diye beni kitap okumayan biri sanmayın hehehe :D)


Sergüzeşt bu sene Edebiyat dersinde okumamız gereken kitaplardan biriydi. Tanzimat edebiyatı döneminde yazılmış eserlerden biri.
Konusu Çerkez bir kızın alınıp köle olarak getirilmesi. Bu kız daha çok küçükken alınıp getiriliyor, buraya gelince adına 'Dilber' deniyor. Küçük Dilber günden güne Türkçe'yi öğreniyor. Mustafa Efendi'nin evine köle olarak satılmıştır. Ancak ağır baskılara dayanamayan Dilber evden kaçıverir. Yorgun bir halde yakınlarda bir malikanenin kapısında bulunur. Evin hanımı Dilber'i dinler, ona yardım etmek ister, Dilber'i acımasız sahiplerinden satın almak ister ancak Dilber'in sahibi buna karşı çıkar ve kızı satmaz. Daha sonra Dilber bir esir  tüccarına satılır. Uzun bir süre bu esir tüccarının evinde kalır Dilber, burada müzikle tanışır. Ev işleri öğrenmeye başlar, terbiye verilerek değeri arttırılır. Bu tarz şeyleri öğrendikten sonra Asaf Paşa'nın evine satılır kızımız. Evin bir oğlu vardır, Celal Bey. Ressamdır ve görgülü biridir. Celal Bey, Dilber'i Kleopatra'ya benzetir. Bir gün Dilber'i kendisine modellik yapması için zorlar. Ona kötü elbiseler giydirerek resmini çizmeye başlar. Onuru kırılan Dilber için için ağlamaya başlar. Onun bu halini gören Celal Bey gitmesine izin verir. Aslında Celal Bey çoktan Dilber'e aşık olmuştur. Fazla sürmez, Dilber'de bu aşka karşılık verir. Bu olay Celal Bey'in annesinin şimşekleri üzerine çekmesine neden olur. Dilber yeniden satılıp evden uzaklaştırılır. "Bir esir kızı nasıl soylu bir aileye gelin olur" düşüncesi tekrar esir tüccarının eline düşmesine neden olmuştur. 
Dilber'in satıldığını öğrenen Celal Bey, deliye döner. Halbuki Dilber'le evlenme kararı almış, planlar yapmıştır. Celal Bey elinden geleni ardına koymaz, Dilber'i bulmayı aklına koymuştur. Celal Bey aklını kaçırıcak duruma gelmiştir ancak Dilber'i bulamaz, çünkü Dilber Mısır'a satılmıştır. Dilber ise Mısırlı bir zengine satılmış evde hapis tutuluyordur. Celal Bey'den ayrılmak Dilber'i çok mutsuz etmiştir. Tabi bu arada Mısır'da Cavher adında bir harem ağası vardır (harem ağası, anlayın işte nasıl biri olduğunu) Dilber'e tutulmuştur ve kaçış planı yapmıştır. Ancak bu kaçış planı fiyasko ile sonuçlanmıştır ve Cevher ölmüştür. 
Bu denli üzüntüye kapılan Dilber'de kendini Nil nehrine atarak özgürlüğüne kavuşmuştur. 

Gelelim benim düşüncelerime. Ben bu romanı okurken sıkıldım, yani Celal Bey'in sinir krizlerine girdikten sonrasında sıkıldım. Bir de saçma olan yerler vardı. Mesela Cevher'in ölümü bence saçmaydı. (Merdivenden düşerek ölüyor.) Onu geçtim o demir parmaklıkları nasıl elinle söküyosun sen hacım? Nasıl bir güç var sende? 
Ama genel güzeldi ona bir şey diyemeyeceğim.

Hadi hepiniz sağlıcakla kalın ^_^ 

14 Kasım 2012 Çarşamba

0

Mutsuz Değilim Ben, Sadece Sınav Haftasındayım :)

Şimdi, şu yazımı okuyan can dostlarım bana depresyonlu muamelesi yapıyor.
İyi misiniz olum? Gidin başımdan lan. Bu kadar ilgiye alışık değilim ben :D ((Tamam kabul ediyorum ilgiyi seviyorum ehehehe)


Bu aralar sınav haftası olduğumuzdan ötürü sevgili arkadaşlarımla topluca stresliyiz. Cidden bak, millet dersaneye gidip çatır çatır ders çalışırken biz hala "N'oluyo lan? Okul başlayalı o kadar oldu mu?" kafasındayız. Ciddiyim bakın, Kübra'yla birlikte sanırım 12 gün falan devamsızlığımız vardır daha ilk dönemden. Hala adapte olamadık. Gerçi, Kübra yazın sonlarına doğru 'Artık okullar açılsın' diyodu. Tabi bende ağzına kürekle vurmak istiyodum hahaha :D
Neyse işte, cidden ben hala neyin kafasını yaşıyorum bilmiyorum. Matematik, Geometri, Edebiyat, Felsefe derslerinin ilk sınavlarını olduk. (Saymayı unuttuğum kaldı mı? :D) MAtematik'ten 19 almışım. ( Ama benim sınavım o kadar kötü geçmemişti yeaaa :( Neyse, bu benim yaşadığım ilk '0' vakası değil. Daha öncekileri düzelttim bunu da düzeltirim. Ama Geometri'yi düzeltebilir miyim bilmiyorum. Poff :(
O lanet olası 'görme' yeteneği yok bende. Soru önüme geldiğinde dik dik bakıyorum kağıda bu ne diyo diye. Soru çöze çöze aşarsın bunu diyorlarda, soru çözmek kısmında ciddi bir sorun var.
Ben ki, derste not tutmayıp sevgili arkadaşım Neslihan'dan sürekli defter fotokopisi çeken biriyim.
Daha defteri olmayan ben günlük soru çözücem? Kimsenin aklı almıyor ehehehe :D
Eh, haklılarda tabi. Sınava son gün çalışanlardanım ben. Azim namına hiç bir şey yok bende.
Bizim sınıftakilere bakıyorum şimdi, dershaneye gidiyorlar. Çalışmış 80 - 90 almışlar. Ciddiyim, o kadar yüksek almışlar.
Bir de bizim tayfaya bakıyorum ((Merve'cim sen hariç, aslansın koçum yürü be! :D) biz yürütemeyiz diye dersaneye falan gitmedik. Eh, Kübrayla biz desen devamsızlık tarihin en büyük devrini yaşıyor (Allah'tan geçmeyeceklermiş onları, yoksa ne yapardık!), okula adapte olamadık. (Evet, bunca zaman olmasına rağmen!) Neslihan'ı da bize benzettik o değilde, ne zaman okuldan kaçalım desem kız dünden razı ahaha :D (Korkmayın, devamsızlık aklımıza gelince susup oturuyoruz yerimize, pardon sıramıza :P)
Neyse, durum böyle yani. Bizde ne azim var ne de başka bir şey. Bu sorunu nasıl aşıcaz? Var mı bir önerisi olan?
Yardım ediiiiiin! >_< 

Küfre biiip geçiyoruz, ehehe :D 

7 Kasım 2012 Çarşamba

2

Gülmeyi Sevdiğim Kadar Hüznüde Seviyorum...


Başlıktan da anladığınız gibi yine bugün biraz saçmalayacağım. Ben çok duygusal bir insanımdır. Ciddi anlamda duygusal... Mesela sinirleneyim hemen göz yaşlarım şapır şapır dökülür ki bunu hiç istemesemde. Sadece sinirlendiğimde ağlamam ben, o anda duygularımı tepe taklak bir şey olucak olursa asla kendimi tutamam. Aslında bu kötü bir şey. Bence öyle. Çünkü insan ağladığında o an en saf ve kırılgan hali gözler önüne seriliyor belkide o an en aciz olduğumuz andır? Diğer insanların bu kadar derin hallerimizi görmesi iyi bir şey mi peki?

Bazen uzaklaşıyorum insanlardan, cidden. Mesela bazı zamanlar oluyorki en yakınlarım bile bana uzakmış gibi hissediyorum. Ben uzak hissetikçe onları arayıp sormuyorum, onlarda kızıp sinirleniyorlar haliyle. Aslında haklılar, kim vefasız bir arkadaş ister ki?
Ama onlarda çözdüler beni, buradan onlara teşekkür ediyorum. Bu kadar arızalı bir kıza bu kadar yakın davrandığınız için :) ♥ <3

Ancak şöylede bir şey var, insanlar neden hüzünden kaçıyor? Anlayamıyorum. Hüzün de mutluluk kadar hayatın bir parçası. Tamam, insanları depresyona sürükleyecek kadar hüzün olsun demiyorum. ancak bir parça hüzün bizi daha da insancıl yapmaz mı? Hüzün olmalı, azıcıkta olsa olmalı. 


Kesinlikle buna katılıyorum. "Herkes mutluluk ister, hiç kimse acı istemez. Ancak biraz yağmur olmadan gökkuşağı olmaz"... Evet aslında mutluluğu getiren şey bir parça hüzün.
Kim biraz hüznü tatmadan mutluluğun değerini anlar ki? 
Bazen insan köşesine çekilip düşünmeli. Böylece daha az hata yaparız, değil mi?
Yada daha çok yaparız, bilmiyorum. Ama düşünmenin insanı rahatlattığı kesin. 

16 yaşındaki bir kız için fazla mı oldu bu kadarı? 
Sanırım öyle düşünüyorsunuz ama bence bu yaşla değil karakterle ilgili. Neyse ben köşeme çekilip kitabıma devam ediyorum. Hepinize iyi düşünmeler, içinizi kararttığım için özür dilerim :)
Bu arada bana ve insanlığa gönderiyorum bunu:




6 Kasım 2012 Salı

6

Kore'den Mektubum Var! :)

Yaz tatilimin son demlerinde abimle yine sabaha kadar oturmuştuk. Ben abime yine 'hadi film izleyelim' diye yapışmıştım :D Abimde bana kıyamamış tamam demişti. Abim de bende stop motion animasyon filmlerini çok seviyoruz :D Abimde Max and Marry filmini açmıştı. Çok, çok güzel bir filmdi. Etkisi üzerimde bayağı bir sürmüştü. Film küçük bir kızla büyük bir adamın mektup arkadaşlığını anlatıyordu. Bende gaza gelerek mektup arkadaşı arayışlarıma girdim tabi :)
Üye olduğum sitede Kore'li kızlara ilk ben mesaj atmaya başladım, ilk gün cevap gelmedi.
3. günden sonra ben çeşitli mesajlar aldım, bir tanesi Kanada'dandı, bir tanesi Amerika, bir tanesi zenci biriydi nereden olduğunu bile hatırlamıyorum, bir tanesi de Fransa'dandı. Neyse işte geçelim bunları, ben benim yaşımdaki Koreli'lere mesaj atıyordum önce cevap gelmedi dediğim gibi. Sonradan 3 tane Koreli kızla arkadaş oldum. İkisiyle snail mail yapıyoruz yani bildiğiniz klasik posta olayı. 3. kızla sadece internet üzerinden konuşuyoruz. İsimleri Bong Mee Jung, Kwon Da Jun, Choi Seung Hyun. Seung Hyun ilk mektubu yazmıştı bana. Ancak ulaşmadığı için ilk mektubu bu sefer ben yolladım. Hala ses seda yok. Bakalım ne olacak :)

Bong Mee Jung'a ilk mektubu ben yazmıştım. Sağ salim ulaştı. Daha sonra Mee Jung bana bir paket yolladığını söyledi. Gel zaman git zaman paket bir türlü ulaşmadı, haliyle bayağı üzüldü kızcağız. Dün konuştuk yarın tekrar bir mektup yollayacağını söyledi. Yani bugün postaya verdi.
Ama gel gelelim ne oldu! Bugün o paket bana ulaştı. Tam tamına 2 ay sonra geldi inanabiliyor musunuz? TT_TT  Eh, fotoğrafları da ekliyeyim :)


Mektubumun katlanmış hali :) 

Bu da açılmış hali, arkada da yazı var :)

Bu da mektup zarfım ^_^  :D 


Mantar çikolatalarım ^_^ :D Tadları çok güzel! :)

Sakızlarım :D hehehe :)


Bunlarda çıkartmalarım ama yerinden çıkartamadım ^_^ Çıkartsaydım bile kullanmaya kıyamazdım zaten :) ;) 

Mektubun başlığı, küçük prens resminin altında yazan şeyler çok hoş :)

Küçük Prens benim en sevdiğim kitaptır, böyle bir zarf yollaması beni cidden çok mutlu etti :)
Teşekkürler Bong Mee Jung ♥ ♥  


Thank You so much Mee Jung   I'm really happy for your package. Finally, It can reached to me.  Both we had not any hope.  
So, wait for my package ^_^  Thank you so much again :) 

((Bu kız benim blog adresimi biliyor herzaman girip bakıyor, ingilizcede yazayım dedim heheh :))

3 Kasım 2012 Cumartesi

0

BIG

Big
Bu dizinin yazısının çok zaman önce gelmesi gerekiyordu aslında, ancak bugüne kısmetmiş n'aparsınız :D
Şimdi, esasında niye bu kadar geç yazdığımı anlatayım, A Gentleman's Dignity'den önce başladım ben bu diziye, ancak devamını getiremedim... Ne diyebilirim ki? Hayal kırıklığı...
Ben bu diziye hiç spoiler yemeden başladım, hatta konusunu bile yarım yamalak biliyordum. Ama çok sevdiğim Gong Yoo, ve yine sevdiğim K-Aktris'lerden olan Lee Min Jung olunca cidden iyi bi' şey bekliyodum, beklentim yüksekti yani...
Başladım diziye, ilk bölümler zaten her k-dramada (her dizide) olduğu gibi karakterleri tanıma, olaya giriş ancak dizinin ilerleyen bölümleri hakkında hiç iyi yorumlar yapamıycağım.  Bi' kere dizi beni sarmadı, diğer bölüme atlama hissi doğmadı. Bir kısım sahneleri atladım falan falan falan...
Baktım bu  dizi gitmiyor, dedim bırak Hatice, zaman kaybı olmasın... ((9. bölüme kadar izledim malesef)
Niye bu kadar beğenmedin diyeceksiniz, abi Gong Yoo var bi' kere, o karakterin baştan asıl adam olması gerekir. E, Gong Yoo burada iki karakteri oynuyor, karakterlerin biri liseli bir çocuk, diğeri ise (bence) kötü karakter. Yani öncelikle ortada sağlam bir karakter yoktu. Seo Yoon Jae ve Gil D Ran'ın karşılaşması, tamam iyi güzeldi. Ancak neydi abi Seo Yoon Jae'nin derdi anlamadım ki? Hayır, tamamen kötü karaktere bağlayıp kızla oynuyodu desek ilerleyen bölümlerde Gil Da Ran'dan hoşlandığını, onunla tanışmak için etrafında dört döndüğünü görüyoruz. Ancak daha sonra öbür gerizekalı kızla bir şeyler çevirdiği ortaya çıkıyor falan. Hı? Anlamsız geldi bana yani...
Bir de bu öğretmen öğrenci aşkı beni pek sarmadı sanırım... Yani ne bileyim, Flower Boy Ramyun Shop'taki öğretmen - öğrenci aşkı çok hoştu ancak ebn buna ısınamadım heralde... Bir de buradaki Kang Kyung Joon'un öğretmenine olan aşkını ciddiye alamadım galiba. Gil Da Ran'ın aşkını anlayaniliyorum, sevdiğin adamın bedeninde tamda hayal ettiğin gibi davranan biri. Tabi ki bu durumda ilgisi olucaktı ama Yoon Jae aşkından bağımsız olarak düşünmek, biraz saçma sanki?  Ne bileyim ya, dediğim gibi ben hep asıl karakteri Seo Yoon Jae olarak düşündüm.
Sonra o Jang Ma Ri'nin o hareketler neydi? Karaktere bildiğin kıl oldum ya, cık cık cık...
Bir de ilerleyen bölümlerde SYJ bedenindeki KJ'nun Amerika'ya gidip geri gelmesi var, ama bir geliyorki bütün tıp bilgilerini öğrenmiş güya ancak kan görünce içi gidiyor arkadaşımızın. O nasıl oluyo' lan? Hem kolay mı öyle adamın yıllarca çalışıp öğrendiği şeyleri 1 yıl gibi bir zamanda öğrenmek... (1 yıldı dimi lan?) Saçmaydı yani, yok taşıyıcı anne dünyaya getirmişte bilmem ne. Sadece ben mi bu kadar saçma buluyorum bu arada?
Gil Da Ran'ın kıyafetleri güzeldi ama, bak ona bir şey demeyeceğim :D

Benim için dizinin sürükleyici olması cidden önemli. 
Yani diyeceğim şu, "Gong Yoo varmış, Lee Min Jung varmış, üstüne bir de Hong kardeşler yazmış kesinlikle mükemmeldir bu dizi" diyerekten girmeyin diziye. ((Bakınız ben :D)
Sonra hayal kırıklıkları tavan yapar, bir süreliğine K-Dramalardan soğursunuz, ((soğumamak için anında A Gentleman's Dignity'ye girin, anında bu ruh halinden çıkacaksınız :D) benden söylemesi.
Eğer Gong Yoo'yu çok özlediyseniz ve bu diziden cidden keyif almak istiyorsanız, Yoon Jae'yi çıkartın aklınızdan, kötü adam yapın. Sadece Gong Yoo'nun müthiş oyunculuğuna odaklanın. Ve çıtayı yüksek tutmayın.

Gitmeden Gong Yoo fanlarına şu kareleri hediye etmek isterim. En azından fotoğraflar güzel hehehe ^_^






26 Ekim 2012 Cuma

1

Tiffany Hakkında...

Bu defa değişik bir konu ile karşınızdayım. Konu Girls' Generation üyesi Stephanie Hwang hakkında.
Okuduğum blogların bir kaçında  (SNSD'yi sever bloggerların bir kısmı daha doğrusu) Tiffany'nin ismi hakkında, sesi hakkında ve çeşitli konularda eleştiri almış...

Öncelikle Tiffany en güzel, en içten gülen üye. Bu su götürmez bir gerçek. Kişiliğide gülüşü kadar sıcak ve samimi. Annesinin ölümü derinden etkilemiş ve bu kadar şefkatli olması buradan geliyor. Evet, Tiffany için grubun annesi diyebiliriz o kadar ilgili hehehe :D

Asıl şu isim konusuna gelirsek bazı yerlerde "Uyduruk Amerikan isimleri takıyor, özenti, sesi kötü, çöpe at gitsin" gibi şeyler okudum. Tamam sevmeyebilirsiniz ama böyle şeylerde de demeyin abi, yazıktır günahtır. Öncelikle Tiffany Amerika'da doğmuş büyümüş bir kız.
1 Ağustos 1989, California doğumlu. Kendi ismi zaten Stephanie...  Amerika'da doğmuş büyümüş, öyle bir isme sahip zaten. Ha, Tiffany ne ozaman diyeceksiniz, büyük bir ihtimalle Amerika'da ki arkadaşları bunu ona lakap olarak takmıştı. O da sahne ismi olarak bunu seçti büyük bir ihtimalle. Stephanie'yi kullandığını düşünsenize. Daha Koreliler Tiffany'yi Tippani olarak telaffuz ederlerken Stephanie'yi söylemeleri daha komik olurdu. Şitepani puahahaha :D  Tabi burada Kore'lileri aşağıladığım falan yok, dil yapıları öyle yapıcak bir şey yok... :)

Sesi kötü, çöpe at gitsin gibi şeyler söyleyenlere şu videoları göstermek istiyorum, billur gibi sesi var kızın :)

~~ Rolling In The Deep


~~Because It's You (Love Rain OST)


Birde GG videosu koyalım heheh :D

~~ Genie Live [Rapper Hwang Edition] @Hallyu Dream Concert 


Bakın, ne kadar cool bir Tiffany var burada. Rap'ini sevdiğim <3 

Ayrıca şu linke tıklayıp Tiffany hakkında bilinmeyenleri okuyabilirsiniz... Amerikalı Kız! 
EDIT: Okuduğuma göre Tiffany annesinin vermek istediği isimmiş ancak babasının isteği üzerine Stephanie konmuş. Söylediğim gibi yargılamadan önce araştırmak lazım. 

20 Ekim 2012 Cumartesi

0

Sadece...

Uyarı! Bu yazı kişiseldir. Sadece  deneme tarzında bir karalama hatta saçmalamadır...


Bugüne kadar -bildiğim kadarıyla- kimsenin kalbini kırmadım, kimseye çok yüzlü davranmadım. Evet çok yüzlü diyorum çünkü artık insanlar iki yüzlülük kavramını çoktan geçti, başka bir şeye dönüştü.  Ha, sevmediğim insana arama mesafe koymadım değil ama bana stres veren yanında olduğum zaman kendimi rahat hissetmediğim, tabiri caizse midemin kasıldığı, elimi ayağımı nereye koyucağımı bilmediğim, kelimelerimin boğazımda kaldığı insanlar... hani vardır ya, hiç bir neden olmasa bile yukarıda bahsettiğim şeyleri yaşarsınız, işte yanında böyle hissettiğim insanlar var... Ben de bu insanlardan kendimi uzak tutyorum fena mı? Aslında kimseyle bir derdim olmadı, kimseyle tartışmadım yada herhangi bir şey... Ama biliyorum, herhangi bir kavga olsa o insanlar beni bir kaşık su da boğmak ister. Öyle olmasa bile böyle hissediyorum...
Aslında benim güvenim azaldı, hem insanlara güvenim azaldı hemde -belkide- kendime olan güvenim azaldı... Çünkü bu tarz kişilerin arkadaşlarının bile arkasından konuştuklarını, yaptıklarını gördüm. Şimdi, gerçekten samimi olduğum insanlarla aramda asla bir sınır olamaz, onlar benim hayatımı beraber geçireceğim insanlar haline geldiler. Yukarıda bahsettiğim insanlar gibi değiller ve birbirimiz için yapamayacağımız şey yok sanırım... Umarım onlar da yukarıdakilere dönüşmez...  Eh, gerisini siz anladınız...


Dostluk sizin için ne ifade ediyor? Arkadaşım dediğiniz insanla beraber kuaföre, sinemaya, cafe'ye gitmeniz sizin dostluğunuzu mu gösterir?
Hayır hayır, benim dostluk arkadaşlık kavramım bu değil. Benim dostluk kavramım tam olarak şu; "Eğer bir insanla tamamiyle farklı olsanız bile kalplerinizi birbirinize yakın hissediyorsanız, birbirinizi olduğu gibi kabullenebiliyorsanız ve birlikte gülüyorsanız, birlikte gülebildiğiniz gibi birbirinizle kavga ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edebiliyorsanız, birbirinizi her türlü destekleyebiliyorsanız iyi bir dost olabilirsiniz..."
Evet evet, tam olarak bu...
Neyse, bunu sağlayamayıp, birbirinin arkasından bin bir dolap çevirenlere gelsin bu tanım.


Güçlü durmak üzerine... Aslında ben güçlü bir insanımdır, beni kolay kolay yıkmak öyle kolay değildir. (En azından şimdiye kadar böyleydi). Kararlarımında arkasında duran bir insanım, bu da güçlü olmanın bir göstergesidir bence... Ama bazen öyle bir oluyorum ki, çok fazla sinirlendiğim an dilim tutuluyor bir şey söyleyemiyorum. Bir şeyleri kırıp dökesim geliyor, eh bunuda yapamadığım için kesinlikle istemsiz olarak ağlıyorum. Hayır durduramıyorumda... Sonra başıma toplanıyolar daha çok uyuz oluyorum, daha çok sinirleniyorum, daha çok zırlıyorum. Az bi beni bana bırakın la!


Hayaller üzerine...
Biliyorsunuz, ben 96 doğumluyum ve lise 3 öğrencisiyim... (Hiçbir zaman yaşımı gizlemedim bu arada hehe :D)  Seneye üniversite sınavına giricem ve sabırsızlıkla beklediğim o üniversite öğrencilik yılları gelicek! Evet, bunun için heyecanlıyım, cidden!
Büşra'yla hayal kuruyoruz geçen gün... (Büşra, kız kardeş gibi büyüdüğüm kuzenim.) Çoook uzun zamandır ayrı eve çıkmanın hayalini kuran iki insanız zaten. İkimizde İstanbul'u hiçbir şehire değişmeyiz. Evet, burada doğduk büyüdük, belkide bundan dolayı. Neyse efenim, ikimizde burada bir üniversite kazanırsak direkt ayrı eve çıkıyoruz.
İkimizde arkadaşlarımızı çağırıcaz, alıcaz abur cuburumuzu açıcaz kore dizimizi oh miss...
Yeri gelicek 2 hafta geçse bile evi toplamıycaz. Yeri gelicek bulaşık yıkamamaktan mutfak kokucak plastik çatal -  kaşık kullanıcaz falan... (Söz konusu Büşra'yla bensek bunlar en olağan şeyler, teyzeciğim ordan cık cık yaparak kınamayın lütfen! aaaa :D :D)
Sonra mesleğimizi elimize aldığımızda Kore'ye tatile gidicez. Yurt dışı seyahatleri yapıcaz. (Kore'yi ayrı tuttum farkındaysanız :D)....
Sanırım güzel günler bizi bekliyor! En azından bu yönden bakarsak :D


Eh sanırım bugünlük bu kadar... Ara ara böyle saçmalıklarıma yer vericem...
Bir de hikaye yazmak istiyorum, sadece zevkine herhangi beklenti olmaksızın...
Hepinize iyi akşamlar efenim... :D



---Edit; Büşra yazıyı okuduktan sonra "kanka çok yakın bi' dostun sana kazık atmışta onun üzerine yazmışsın gibi duruyo" dedi.
Bende bayağı güldüm, öyle bir şey yok efenim. Sadece çevremi gözlemleyerek içimden gelenleri yazdım ^_^ Benim dostlarım bana öyle şeyler yapmaz..
Neyse yine çok konuştum sanırım ^_^  annyeong jeonmal :D kan-da! :)

14 Ekim 2012 Pazar

0

My Girlfriend is a GUMİHO

[01.05.2017'den gelen not: Yazıyı 2012'de bambaşka bir blog için yazmışım -mışım evet, varlığını bile unutmuşum çünkü- hatıradır; efendime söyleyeyim bloga kayıtlı olsun diye tarihi ayarlayarak ekleyeyim dedim. Ben yazıyı Şubat 2012'de yazmışım. Ancak kendi blogumda -şu an okumakta olduğunuz, evet- ilk yazım Ağustos 2012'ye ait olduğundan, bunu bozmayayım dedim ve yazıyı "sallama bir ay 2012" olarak ekliyorum efendim :)]

MY GIRLFRIEND IS A GUMIHO


[Yazımızda Spoiler vardır]

My Girlfriend is a Gumiho... Aslında diziye başlamadan önce ön yargılıydım. Onun için bu diziyi izleyene kadar araya başka dramalar soktum :D Neyse anlatmaya başlayalım bizim biricik Gumihomu'zun dizisini :)


Dizimizin baş kahramanı olan Lee Sun Gi yani dizideki adıyla Dae Woong ile başlayalım.

Dae Woong arkadaşımız şeker mi şeker bir insandır. O yanakları, o dudakları, o gülüşü izleyenlerinin kalbini çalmaya yetmiştir :D Şaka bir yana beni oyunculuğuyla şaşırtmıştır. Diziye başladığımda "Kız çok güzelde bu çocuk onun kadar iyi olamayacak gibi görünüyor" demiştim, demez olsaydım :D Bende çok ön yargılıymışım bu arada :)) Öncelikle dizideki hareketleri, tavırları, mimikleri olsun tam yerindeydi. Oyunculuğunda abartı yoktu ki ben abartılı oynayan oyuncuları hiç sevmem. 

En aklımda kalan sahneler ise, Gumiho ile ilk sahneler, soda ile ilgili geçen olaylar (ilk soda alması hatırlarsınız makineyi kırmışlardı ve daha sonradan Sodayı seviyorsan bunu da seversin deyip alkol getirmesi vesaire hepsi çok hoştu), Gumiho'nun kuyruklarını ilk gösterdiği an kaçış planları yapması, Gumiho'yu denizin ortasında bırakması (ne kadar üzülmüştüm yaa), ilk diş fırçalamayı öğrettiği sahne, Gumihon'un yanından gitmesini istediği sahne, Gumiho olmadan yaşadığı günlerin sıkıcı geçmesi falan. Anlat anlat bitmeyecek herhalde neredeyse her şeyi akılda kalıcıydı direkt özetin özetini geçelim o zaman buradan sonrasını. Gumihonun boncuğunun zarar gördüğü sırada çekilen sahneler, hava alanında Gumiho ile boncuğu değiştirmek için gelmesi daha sonra Gumiho için Gumiho'dan ayrılması, ondan ayrı kaldığı günler, ve Gumihonun sadece ve sadece tek bir kuyruğunu kaldığını öğrendiği zaman, tekrar birlikte olmaları (son birkaç günü birlikte geçirmelerinden bahsediyorum) ve final bölümü. Final bölümü harikaydı. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bir de dizide taktığı bileklikler falan çok hoştu bu arada. Kıyafetlerde güzeldi, bir keresinde siyah takım giymişti hatırlarsınız. Onu çok yakıştırdım kendisine söylemeden geçemeyeceğim :D


Gelelim Gumiho rolünü canlandıran Shin Min Ah'a. Öncelikle bu nasıl bir güzelliktir yaa :D Hem boyu uzun, hem güzel, hem mütevazi, hem şirin hem... falan falan :D İyi ki Gumiho rolünde bu kız oynamış :D Shin Min Ah'tan başkası bu role yakışır mıydı ya da diziyi izlediğim ve çok sevdiğim için mi böyle konuşuyorum bilmiyorum ama rolünün hakkını vermiş. Oyunculuğu çok iyiydi. Çok abartmamıştı. Tam kararındaydı yani. 500 yıl sonra dünyaya tekrar gelen bir insanın davranışları, bazı şeyleri yeni yeni öğrenmesi, hepsi çok güzeldi. Akılda kalan sahnelere pek girmeyeceğim (zaten çoğunu yukarıda anlatmıştım :D) ama denizde kalması, son kuyruğunun gitmesine kadar gelen süreç, final bölümü falan hepsi harikaydı. Filmde hep elbise giydi kızcağız. Güzel olana ne yakışmaz canım!



Bu da sözde kötü adamımız Dong Joo rolüyle Noo Min Woo. Dizide kötü karakteri oynuyor ama ben hiçbir zaman kızamadım ona... Bir kere tipten kurtarmıyor, kızamıyorum! Dong Joo öğretmenimiz o kadar şey yaptı etti ama onun hikayesi de ayrı bir olaydı. Kil Dal ile olan hikayesi beni ayrıca üzdü. "Güzelliğine yazık be adam, git kendine bir kız bul hayatını yaşa bu ne hep depresif takılıyorsun" diye çok seslendim ama beni duymadı duyamadı doğal olarak :D Oyunculuğuna gelirsek, diyecek bir şey yok. Gayet iyiydi. Dizideki bir kaç kıyafet hariç gayet hoş giyiniyordu. Süpersin Min Woo'cum aynen devam! :D



Eun Hye In Kırılgan görünüşlü, iyi bir eş ve anne olma hissi veren bir kadındır. Dae Woong ona ilk görüşte aşık olsa da, o Mi Ho ortaya çıkıncaya kadar Dae woong'a olan ilgisini göstermez. Şu kadına da demediğim laf kalmadı. (Dizideki rolüne yani.) Kızım tarih oldun sen Dae Woong için yürüyüp kendi yoluna gitsene ya :D Ne uğraşıyorsun Gumiho'yla. Zaten boncuğa zarar verdiği zaman az kalsın ölüyordu ya neyse :D Oyunculuğuna gelirsek iyiydi ama bazı sahnelerinde donuk buldum kendisini ancak yeterliydi. :)


Ve bu ikili... Ban yönetmenin sahneleri güldürücüydü, gayet güzeldi. Zaten adam hayatını film gibi yaşıyor :D Mimikler, hareketler, sözler, tavırlar hepsi çok hoştu. Yalnız yönetmenime tek ricam olacak, Ban yönetmenim bari saunaya giderken gözlüklerini çıkar! :D

Ve.... Dizinin müzikleri harikaydı. Lee Sun Hee'nin Fox Rain şarkısı muhteşemdi... Dubidubiduraffa!



3 Ekim 2012 Çarşamba

0

03.10.2012 --Bugün benim günüm!

3 Ekim 2012 benim için özel bir gün. Hayır ne doğum günüm, ne de başka bir şey...
 

Beni birazcık tanıyanlar Yoon Eun Hye hastası olduğumu bilir. Hatta bence en büyük fan benim ama buna itiraz eden insanlar var :D
Bugün Eun Hye'nin doğum günü! Artık 28 yaşını doldurdu ve 29 oldu. Doğum günün kutlu olsun unnie! En iyi dileklerimiz senin için.
Eh, bi kaç fotoğrafını ekliyimde anti fanlar kıskansın :)) Merak etmeyin normal fotoğraflarını koyucam, en taş olanları koyardım da blogu sapıklar basmasın ehehehehe :D :D




 
 

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Diğer bir konu!
 
Evanescence'ın çıkardığı The Open Door bugün 6. yılını doldurdu. Eh böyle olunca bugün benim için daha anlamlı oluyor. Düşünsenize çok büyük fanı olduğunuz iki şey var, birisi bugün doğuyor diğeri de bugün albümü yayınlıyor. Bu sizi de mutlu etmez mi? Beni ettiği kesin =D
 
Nice yaşlara Eun Hye unni (hep bizimle ol), Nice yıllara yeni albümlerle Evanescence!

27 Eylül 2012 Perşembe

2

Late Night With Jimmy Fallon

Yine karşınızdayım! Bugün ne bir filmden ne de bir diziden bahsedeceğim.

The Late Night Jimmy Fallon'u daha yeni keşfettim. Kanallarda gezinirken Bloomberg HT' de gördüm. Bi' göz atayım dedim. İzlemeye başladım ve monoloğunun yarısına gelmeden uyuyakalmışım... :/ Evet bildiğiniz uyuyakaldım çünkü sıkıldım! Tamam, adamın bi' albenisi var yok diyemem. Zaten şu tipini,
 
Şu tipini,

 
ve şu resmini gördükten sonra 

 
şu ifadeyi takınabilirsiniz;
 
(test edilip kanıtlandı :D)
Neyse konumuza dönelim. İlk izlemeye başladığımda bi' Jay Leno bekledim ama hüsrana uğramam çok çabuk oldu. Monoloğa başlayınca oldukça hızlı geçiyor, bir ileri bir geri gidip geliyor, hadi artık masama geçeyim havasında. Ne zaman programın bu kısmına denk gelsem, daha bir acıyorum adama. Conan'ın ve Jay Leno'nun yaptığı her espri için aldığı beş dakikalık alkış aklıma geliyor.
show genel olarak, "izlenir ki bu" ile "kanalı değiştir" arasında gidip geliyor.Daha sonraları biraz bakıyım biraz bakıyım derken alıştım. Adamın gülüşü sempatimi kazandı. :D :D
 
Ama o kadar tatlı, sevgi pıtırcığı ki bu Jimmy Fallon, yaptığı skeçler güldürebiliyor. İyi konuklar çağırdığında program tadını alıyor. Orkestra'sı da iyi. Zamanla acemiliğini de atıcaktır.  
Şu an yakaladığım zamanlar izliyorum ve hoşuma da gidiyor artık. Ha, ben direkt seveceğim diyorsanız Jimmy'nin 'Merhaba Türkiye' dediği video'ya bakmanız yeterli :) ;)